2009-02-18

Benim kucuk sabun kutum

Su blog basima bela oldu. Belli bir amacla ve planla, kendi ellerimle yarattigim birsey olmadigi icin ne yazacagimi sasiriyorum. Istanbul’daki arkadaslarim bana kuru bir kart yazmaktansa, blog hazirlayip “hoscakal” yazilarini buraya yazmislardi. Amaci cekmecede tozlanip, ilk tasinmada cope giden bir kart yerine, daha kalici birsey vermekti bana. Ve sonrasinda benim haberlerimi buradan takip etmekti. Ne cok seviliyormusum… Ben de Endonezya’daki gunlerimizi belgeleyip, ilerisi icin guzel bir ani olur diye dusunmustum bastan. Ama bakiyorum da yazdikca aciliyorum, ne kadar cok soylecek sozum varmis icimde kalan meger.

Gunluk tutmayi hic bir zaman becerememisimdir. Gecmise takilip, belgelemek icin zamanimi harcamaktansa gelecege bakmayi tercih ederim hep. Yasananlardan gereken dersler alinip, yola daha saglam adimlarla devam edilir benim kitabimda. Onun icin de gunluk tutmayi denemekle beraber, gunluklerim asla uc sayfayi gecememistir.

Ama bu blogculuk ne bela bir seymis. Duramiyorum yazmadan, yazdikca daha cok yazasim geliyor. Bir de sitemeter’i yukledigimden beri aliskanlik oldu her sabah kimler girmis siteme diye bakmak. Dunyanin farkli koselerinden insanlarin bloguma girdigini gormek hem mutluluk verici hem de tedirginlik. Tanimadigim kisilerle hayatimi ve dusuncelerimi paylasiyorum. Hem birileri benim bugun ne yazdigimi merak etmis diye seviniyorum, hem de tanimadigim insanlarla ozel hayatimi ne kadar paylasmaliyim diye dusunuyorum. Karar veremiyorum bir turlu ne yazmam gerektigine. Sanirim simdiye kadar yaptigim gibi, icimden geleni, aklimdan geceni yazmak en iyisi. Ne de olsa internetin kapisi herkese acik, isteyen okuuuur, istemeyen baska sitelerde devam eder internet yolculuguna.

Londra’ya hic gitmedim, ama okudugum bir yazi cok ilgimi cekmisti. Hyde Park’ta 1872’den beri insanlar Pazar gunleri, sabun saklamak icin kullanilan tahta kutularin ustune cikip, akillarina estigi konuda konusurlarmis. Din, politika, akillarina ne gelirse, avaz avaz fikirlerini paylasirlarmis. Gelen gecenlerden ilginc bulanlar da durup dinlermis. Bu gelenek gunumuzde de devam ediyormus. Hala insanlar Pazar gunu Hyde Park’a gidip, akillarina estigi konuda konusma yapabiliyormus. Bu bloga yazmaya basladigimdan beri kendimi aynen bir kutunun uzerinde, hatta tahta bile degil, pasli uyduruk bir teneke kutu uzerinde atip tutuyor gibi hissediyorum. Kutu teneke cunku ayaklarim henuz saglam basmiyor, cekingenim, utangacim hala, emin degilim agzimdan cikani soyleyip soylememem gerektiginden, kutu ayaklarimdan kayiverecek gibi hissediyorum. Kim dinliyor, ne kadar dinliyor, ne anliyor, aklindan neler geciyor bilmeden aklimi, hayatimi aciyorum birilerine.

2009-02-16

Subat ayinin kisa oldugu da nerden cikti?

Subat ayi sadece 1-2 gun kisadir diger aylardan ama yine de insanin icini bir hafiflik duygusu doldurur Subat geldiginde. Aybasi daha cabuk gelir, daha az calisilir, daha kolay gecer gibi bir hisse kapilirim ben subat aylarinda.

2009'un Subat'i, bu sevimli ayla ilgili dusuncelerimi kalici olarak degistirecek sekilde guclu ve yogun girdi hayatimiza. Ayni hizda firtinalar estirmeye devam ediyor. Pozitif ve negatif seyler bir arada ama hepsi cok yogun yasaniyor.

Subat'a Tunc'un dunya ikinciligi haberiyle sevinerek girdik. Turkiye'den ziyaretimize gelecek ailemizi heyecan icinde bekliyorduk zaten, onlar gelince sevincimiz katlandi. Ancak mutlulugumuz Lara'nin hastalanmasiyla golgelendi. Hafif ates, karin agrisi ve dokuntuler, bizi Dengue Fever endisesiyle inanilmaz korkuttu. Fakat hastaligin "hand-foot-mouth disease" diye bulasici bir cocuk hastaligi oldugunu ogrenince rahatladik. Arda ve Batu da hastalandi tabii ki, hem de Bali'de. Uc hasta cocukla harika bir tatil gecirdik.

Donuste, tam da ne guzel bir tatil gecirdigimizi ve aradan bir de cocuk hastaligi cikardigimizi dusunuyorduk ki, Lara yine hastalandi. Yine cok endiselendik, hala da endiseleniyoruz. Atesini dusurebilsek, biraz birseyler yedirebilsek, test sonuclari temiz ciksa...

Bu arada iste uzun zamandir yasamadigim yogunlugun bir anda baslamis olmasi, Pazartesi gunu inboximin 300'den fazla mail ve calisilmasi gereken bir suru projeyle dolmus olmasi da ustune tuz biber ekiyor. Yarin itibariyle, Mart'in ilk haftasi bitecek asiri yogun bir maraton basliyor benim icin iste. Bali tatili fotograflari ve yazisi yine Mart'a kalacak gibi gorunuyor... Iste olmak ve bir suru seyi bitirmek zorundayim, oysa aklim, ruhum evde, cocuklarda. Zamani durdurmak yada ikiye bolunmek istiyorum. ah, su Subat bir bitse.

Neyse, pozitif dusunmeye devam. Elbet bitecek su hircin cuce Subat, az kaldi. Umarim sakin, huzurlu bir Mart ayi bizi bekliyordur.

2009-02-02

Dunya Ikinciligiyle Turk Bayragini Gondere Cektiren Mavi Subye

Dunyanin en prestijli sualti fotografciligi yarismasi www.underwaterphotography.com tarafindan duzenleniyor. Prestiji nereden geliyor derseniz, yarismaya internet uzerinden katiliniyor yani dunyanin her ulkesinden, amator yada profesyonel pek cok sualti fotograficisi, dunyanin dort bir yaninda cektigi en guzel fotograflari gonderip katiliyor. Siteye girip bakarsaniz, Turkiye de dahil her ulkeden pek cok katilim oldugunu gorebilirsiniz. Her baba yigidin harci degil oraya fotograf yuklemek, ortam acimasiz, rekabet dolu. Rekabet ettikleriniz de bu isin en iyileri, hem de global anlamda. Ayni zamanda cok guzel bir paylasim platformu, fotografciya ve profesyonellere her turlu soruyu sorma imkani sagliyor. Dunyanin her kosesindeki yetenekli fotografcilara, profesyonel platforma cikma imkani taniyor.

Tunc’un bu yarismaya nasil son anda mavi subye resmini yukledigini, resmin nasil hemen finale kaldigini daha once anlatmistim. Dun gece tam herkesi yatirmis biz de uyumaya hazirlaniyorduk ki, cep telefonuna gelen mesajla irkildik. Tunc’un mavi subye resmiyle Gumus Madalya aldigi haberiydi gelen. Uyku falan kalmadi tabii ki heyecandan. Hemen siteye girip basin bultenini okuduk. Derece alan tek Turk oldugunu gorunce, sitede dalganan bayragimizla gogsum kabardi, gozlerim doldu. Iste basin bulteninin linki:
http://www.underwaterphotography.com/photo-contest/Press.aspx?ID=37424

Juri, fotografin orjinalini gordukten sonra, resmi olmasi gereken kategoriye almis tekrar, yani „macro-swimming“. Bizim mavi subye, hakettigi kategoride yarismis, tam 12591 fotografi geride birakmis ve odul almis. Bundan sonra neler olacak bilmiyorum ama ben kartvizitime „Dunya ikincisi sualti fotografcisi Tunc Yavuzdogan’in esidir“ yazdirmayi dusunuyorum.

Tunc’un sualti fotografciligi macerasi seneler once Saroz Korfezi’nde, emektar Nikonos V ile basladi. Daha sonra Misir ve Sudan’da, Kizildeniz’in renkli sularinda tropik denizlerle tanisti. Turkiye’den Dogu’ya, daha canli ve renkli denizlere gittikce, hem teknigi, hem de ekipmani gelisti. Nikonos V’in yerini zaman icinde F80, D70 ve nihayet D200 alirken, Sony Hi8 de yerini Sony HC 1 ve Canon AX1’e birakti. Evdeki emektar bilgisayarda, Ulead ile yapilan tatil videolari, yerlerini montaj istasyonlarinda edit edilen profosyonel yapimlara, odullu kisa filmlere, televizyonlarda yaninlanan belgesellere biraktilar. Ozel Kultur Universitesinde „Sualti Goruntuleme“ dersleri, „Sualti Goruntuleme Teknikleri“ kitabi derken
www.sualtifotovideo.com sitesini kurarak Turk sualti fotografcilari icin cok onemli bir adim atmis oldu. Bu site, www.underwaterphotography.com sitesinin Turk versiyonu oldu, sualti fotografciligini belli bir iki yarismanin ve belli isimlerin tekelinden cikarip, yeni yeteneklerin, eli makine tutan her dalgicin yolunu acti. Ustalari, amatorlerle bulusturup, herkesin resmi hakkinda yorum alabilecegi, herkesin kendi resimlerini paylasabilecegi ve ustalarin albumlerini gorebilecegi bir platform oldu bu site. Ozetle Tunc, bu ise gonul vermis sayisiz dalgictan biri aslinda. Kendi fotograf sevgisini herkese tasimaya calisan, sinirsiz bir sabir ve ilgiyle herkese ogretmeye calisan bir oncu Turk sualti fotografciliginda. Aldigi bu Gumus Madalya, onun yillardir sevgiyle, hic bir karsilik beklemeden sarfettigi emegin odulu.

Annemin cilgin hayalleriyle dalga gectigimizde „yora yora, Allah vere“ der bize. Goruslerine deger verdigim birisi de bana „ne diledigine,ne hayal ettigine dikkat et, cunku cok istedigin hersey birgun gercek olur“ demisti. Dogru… Hayal kurmaya devam!