2009-03-31

Gunun raporu

Tatsiz, gergin is gorusmeleri. Basvurularin hepsi iceriden, hatta cogu benim kendi ekibimden. Simdi ben ne sorucam bunlara gorusmede? Zaten taniyorum hepsini, ne sacma sey. Kimin terfi olacagi da belli zaten.. bos isler.

Karsimda katur katur yer fistigi yiyip, telefon konferansini loud speaker’dan tek basina yapan bir sahsiyet. Ozel olarak uyarilacak, listeye alindi.. Sevmiyorum acik ofisi. Odasi olsun herkesin, kapatsin kapisini fistik yesin, gaz cikarsin, chat yapsin, naaparsa yapsin.. ben de rahat rahat calisayim..

Bir dogum gunu ve muhtemelen sokakta gordugum el arabalarindan yada ofisin arkasindaki kohne yerlerden alinarak olusturulmus karisik snack tabagi. Yedim, guzeldi.



Patronun da dogum gunu ve geyik bir tebrik karti.. Allahtan tatilde, yoksa bir de geyik bir kutlama olacakti.

Gokleri yaran, yerleri titreten, yuregimi agzima getiren bir yagmur firtinasi.

Ofiste tifo salgini. Kimlerin tuvaletten cikinca ellerini yikamadigi belli oldu. Acaba o ikramlari yemese miydim? Amaan, yedim artik.

2009-03-30

Artik sevmeyecegim, butun kabahat benim

Icimdeki Turkiye ozlemi bir sonraki emre kadar askiya alinmistir. Secim sonuclari beni gene uzdu, kirildim, darildim. Ne bekliyordum bilmiyorum ama sanirim asla icimdeki beklenti kaybolmayacak, her secim sandigindan ampul karanligi disinda gercek bir umit isigi cikmasini beklemeye devam edecegim. Ama bugun suratim asik, keyfim yok, kirginim, uzgunum. Simdi umidim Endonezya’daki genel secimler. Bari burada aydinlik kafalar kazansin, ulkesini ve insanini dusunen zihniyet basa gelsin.

Evde sokak simidi ve kuzu tandir yapmayi basardim, sucuk,beyaz peynir ve raki stoklarim bizi uzun sure idare edecek seviyede, ailem yanimda.. tek ozlemim kardesim, dostlar ve bogaz. Sevdiklerim birer ikiser ziyarete geliyor. Bogazi ozledikce de Hint Okyanusuna gidiyorum. Kuskunlugum ve Istanbul’daki soguk havalar gecene kadar hiiiiic gelmeye niyetim yok. Merak edenlere duyrulur.

2009-03-28

boyatmak yada boyatmamak

Kuaföre gidip üç saat mi öldürmek , yoksa artık saklanamayan beyaz saçlarla, sanki onlar yokmuş edasıyla gezmeye devam mı etmek ? işte bütün mesela bu....
O üç saatte neler yaparım ben! Çocukları doyurur yatırırım, Deep Indonesia Dalış Fuarına giderim gelirim, bir de yolda uyurum, hatta gelir apple crumble yaparım.. bu hafta da yine beyaz saçlarla kaldım, bir çaresine bakacağız artık şapka, bandana falan... Hem bu hafta interview'lar yapıcam, saygın bir havam, ağırlığım olur, daha iyi.. oooh, iyi ki boyatmamışım saçımı!

2009-03-27

Lara'ya Mektup

Sevgili Lara,

Bu yaziyi okumak icin 16-17 yasini bekleyecegini bilsem cok daha farkli yazmayi dusunurdum ama sendeki bilgi acligi, ogrenme istegi o kadar yogun ki en gec 3-4 sene icinde burayi kesfedip gizli gizli okuyacagindan eminim. O yuzden ona gore yaziyorum :)

Bir suredir bana ve ananene sorularinla zor anlar yasatiyorsun. Son zamanlarda kafani dogum olayina takmis vaziyettesin. Aramizda dun sabah gecen diyalogu aktariyorum:


L: Anne karnindan bebek cikarken canin aciyor mu?
S: Hayir Lara’cim acimiyor, doktorlar agrikesici ilac veriyor ve canin acimiyor.
(Dogum fotograflarinda benim elimdeki kelebegi gormus, kafayi ona takmis)
L: Ama o eline batirdiklari igne acimiyor mu yani? Nasil batiriyorlar?
S: Acimiyor Lara’cim, o igne asi yapilan igneden daha yumusak. Hem zaten ilac almis oldugun icin acimiyor. Nasil senin kolundan kan almadan once krem surmustu doktor, sonra igne batinca hic acimamisti. Iste ayni oyle.
L: Ustune bant mi yapistirmislardi sonra?
S: Evet.
L: hmmm.. Peki bebek karninin icinden disari nasil cikiyor?
(Allahim! Ne desem? En iyisi dogruyu soylemek.. zaten hic beceremem kivirmayi, yuzume gozume bulastiririm.. anlatayim, bari napalim, o gun bugunmus demek ki… umarim o bebegi oraya kim koyuyor sorusu bugun gelmez, buna hazir degilim henuz)
S: Annenin karnindan bebegi cikarmanin iki yolu var. Birinde doktorlar cikariyor. Ben sizi oyle dogurdum. Birinde de bebek kendi kendine cikiyor.
L: Karnini mi kesiyor?
S: Evet
L: Neresini kesiyor? Acimiyor mu? Bicakla mi kesiyor, makasla mi? sonra nasil yapistiriyor karnini?
(Kesigimi gosteriyorum)
S: iste burayi kesiyor, kucucuk bir kesikten cikariyor bebegi. Acimiyor cunku ilac vermislerdi ve ben o sirada uyuyordum. Gozumu acinca dunyanin en guzel bebegini buldum yanimda. Bu aci veren, kotu bir tecrube degil. Cok mutluluk verici bir sey, dunyanin en guzel seyi bebek sahibi olmak. Kotu olsa ben iki tane bebek dogurur muydum hic?
(sirinlik yapip unutmani umuyorum ama yok, unutmuyorsun, her zamanki gibi cok kararlisin kafandaki sorularin cevabini almadan beni birakmamaya)
L: makasla mi kesiyor, bicakla mi?
S: Doktorlarin kendi ozel aletleri var canim
L: Karnini nasil yapistiriyor?
S: Yine ozel aletleriyle dikiyorlar, sonra bant yapistiriyorlar ustune. Kendi kendine iyilesiyor.
(unutmadin ikinici alternatifi, soracaksin, goruyorum gozlerinde)
L: peki obur turlu nasil cikiyor karnindan bebek?
S: Bebek kendi kendine cikiyor
L: Nasil yani, karnin patliyor mu? (gulmuyorsun, gozlerin hala merak icinde)
S: Hayir tatlim, karnin patlamiyor. (alt tarafi gosteriyorum) Burdan cikiyor.
L: aaaa, ama orda cis yapiyoruz. Sonra cis yapamazsin
S: hayir, cis yapilan yer degil. Baska bir bolumu var bizim vucudumuzun bebeklerin cikmasi icin.
L: Nasil ?
S: Kitaptan gostermem lazim Lara’cim, su anda bunu aciklamak icin hazirlikli degilim.
L: tamam, hadi goster kitaptan
S: Lara’cim oyle bir kitabim yok suanda. Gidip arayip bulmam lazim. Yada internetten senin anlayabilecegin resimler bulmam lazim. Arastirip hazirlik yapmam gerek yani, su anda aciklayamam. (ne bileyim bir gun sabah uyanip gozunu acar acmaz bu sorulari soracagini…)
L: Peki ordan bebek cikinca boyle mi yuruyorsun sonra? (bacaklarini acip, maymum gibi yuruyorsun, bu dusunce seni biraz eglendiriyor ama gozlerinde hala endiseli bir merak var)
S: Hayiiiir.. bebek ciktiktan sonra eski haline donuyor vucut.

Bir sure ara veriyorsun sorularina. Sonra daha zorlari geliyor

L: Anne ben buyuyunce karnimdan bebek cikarmasam olur mu?
S: Olur tabii Lara’cim, onemli olan senin mutlu olman
L: Karnimdan bebek cikmadan da anne olabilir miyim?
A: olabilirsin tabii, annesi babasi olmayan, senin bakimina muhtac bir bebegi evlat edinip de anne olabilirsin
L: Peki evlenmeden de karnimdan bebek cikarabilir miyim?
A: Bu konuyu konusalim ama su anda cok erken. Biraz daha buyu (yaklasik 20 sene kadar) sonra tekrar konusalim
(Teknik olarak evlenmeden cocuk sahibi olabilirsin ama bir cocuga verebilecegin en guzel ve onemli sey sevgi dolu bir aile ortami. Neden onu bundan mahrum edesin ki? Senin bebeklerin askinin meyvesi olsun bebegim. Seni cok sevecek, senin de cok asik olacagin bir adam olsun hayatinda, o kadar mutlu olun ki birlikte, bu mutluluga kendi parcaniz olacak minik bir bireyi de ortak etmek isteyin. Sevginiz ve mutluluklariniz hergun cogalsin. Evrene parlak isiklar sacsin aileniz)
L: Peki anaaaneee.. Anne, benim bebeklerim bu evde mi olucak?
S: Hayir canim, kendi evinde dogacak senin bebeklerin
L: Benim evim nerde olacak?
S: Evinin nerede oldugu onemli degil canim. Ailen neredeyse evin orasidir. Sen bebeklerin oldugunda nerede olmayi secersen, evin de orada olacak.

Senin maceraperest, gezgin ve ozgur bir ruhun var bebegim. Belki de senin o cilgin ruhun bizleri dunyanin taa obur ucuna surukleyen. O yuzden dort yasinda bile olsan ne demek istedigimi anladigindan cok eminim. Sevdigin insanlar, ailen neredeyse evin orasi olsun. Heryerin, herseyini tadini cikar ama baglanma. Mutlulugu kendi icinde ve sevdiklerinde bulmayi ogren, o zaman butun dunya senin evin olur. Nereye gidersen git, mutlu olursun.

Simdi benim ders calismam lazim. Eminim unutmayacaksin bebeklerin nasil dogdugunu, sonra da bebegi oraya kim koyuyor sorusu cevap arayacak. En iyisi ben simdiden hazirlanayim.

2009-03-25

Bir yilbasi daha mi yoksa ?!

Yarin yine tatil. Nedir, nedendir diye arastirinca yine bir yilbasi kutlamasi oldugu ortaya cikti. Bu sefer Hindu’larin yilbasisiymis. Neymis ogrenelim, gene kirmizi don falan giymek gerekiyorsa atlamayalim diye arastirayim dedim. Dedim ama okudukca kafam karisti, o kadar cok mitolojik isim ve astrolojik terimle anlatiliyordu ki daraldim, okumaktan vazgectim. Zaten okudukca canim Hint yemegi cekti, konstantrasyonum bozuldu, gozumun onunden somosalar, rogan joshlar, safranli pilavlar gecti.. karnim acikti. Bu kadar iste benim Hinduizm’le alakam, ayurveda ve yoga kelimelerini cumle icinde kullanirim, Hint yemeklerini mideye indiririm.

Neyse, ben ozetle sunu anladim, yilbasi Pazar gunuymus. Yarin Nyepi’ymis, Bali’li Hindularin yilbasindan uc gun once yaptigi arinma seremonisi yani. Hindu’lar cok eskiden bir suru farkli takvim kullaniyormus. Sonra Saka hanedani zamaninda birileri cikip tum Hindu’larin ortak kullanabilecegi bir takvim icat etmis. O yuzden Saka takvimi deniyormus. Bu takvim hem gunes, hem de ay dongusunu kullaniyormus, nasil diye hiiiiic sormayin. Zaten anladigim kadariyla hala tek takvim kullanilmiyor ama yanlis anlamis olmam cok muhtemel. Endonezya’daki Hindu’lar, Hindistan'dakilerden 15 gun once kutluyorlarmis. Yilbasindan uc gun once de Nyepi gununde Melasta ayini yapiliyormus.

Tarihi yazitlara gore Malesta su demekmis: izdiraplari, yasamdaki kotu elementleri uzaklastirmak icin, tanrilarin yolundan “yasamin kutsal suyu, Deniz”e yurumek. Dag koylerinde toren gole yada pinarlara yurunerek yapiliyormus.

Simdi Bali’de olmak ve o kutlamalari goruntulemek vardi.. Gerci kimse calismiyordur buyuk ihtimalle, sofor bile bulamazdik. Zaten gazeteler aman o gun Bali’ye gitmeyin, havalimanlari ve limanlar kapali, butun hayat duracak, turistler de saygili olsun fazla dikkat cekmesin (tercumesi: icip icip sarhos olup, sokaklarda gurultu yapmayin, akilli olun) diye uyarida bulunmuslardi.
http://www.thejakartapost.com/news/2009/03/24/bali-discourages-tourists-visit-island-039nyepi039-holiday.html

Tanrilarin adasi Bali… kimbilir ne guzeldir simdi tapinaklar, arka fonda Gamelan muzigi, incecik dantel bluzlari ve rengarenk etekleriyle kafalarinda adaklarini tasiyan guzel gozlu Bali’li kadinlar, bembeyaz giysili, sapkalarini ciceklerler suslemis erkekler ve cocuklar, her yer ciceklerle ve dantel gibi orulmus palmiye ve muz yapraklariyla susludur simdi. Pirinc teraslarinin arasindan tum zarafetleriyle denize yuruyorlardir. Aaaah Bali… Lara bosuna kafamizin etini yemiyor “ben Bali’yi ozledim, Bali’ye gene gitmek istiyorum” diye. Dort yasindaki cocugu bile buyuleyip kendine bagimli yapabilecek kadar sihirli, ozel bir yer Bali.



2009-03-22

Playground

Jakarta'da çocukları götürebileceğimiz açık hava parkları yok. Bu yüzden de bazı girişimciler çocuklar için açık oyun alanlari yapmışlar. Bize en yakın olanı Playground. Yürüyerek 10 dakikada gidebiliyoruz. Yumuşak zeminli değişik kaydırak, salıncak, vs kombinasyonları, kum havuzu ve bir de ıslak oyun alanı var. Çocuklar için çok eğlenceli bir yer. Cumartesi sabahı gittiğimizde Lara ve Arda okuldan arkadaşlarıyla karşılaştılar. Yan tarafta da bir kaç çocuk tenis dersi alıyordu, hem onları seyrederken hem de bizim tarafa kaçan toplarla oynarken çok eğlendiler. Arda biraz öksürdüğü için, ve de çok güneş altı olduğu için ıslak alana girmedik, çok bozuldular bu işe ama sağolsunlar fazla ısrar edip beni zor durumda bırakmadılar.


Çikolata Aşkı

Lara'nın çikolata düşkünlüğü çok farklı bir boyutta. Anlatmak için fazla söze gerek yok.

Küçük bebeğim de okullu oldu

Minik Arda da okullu oldu. Akşamdan çantasını, ertesi gün giyeceği giysileri büyük bir özenle hazırlıyor. Sabah erkenden kendi kendine kalkıp, heyecanla hazırlıklarını tamamlıyor ve büyük bir gururla evden çıkıyor. Okul eve çok yakın ve yürüyerek gitmeyi çok seviyor. Yolda karşılaştığı herkesle selamlaştığı için bir haftada hemen onu tanıdılar. 'hello Ardaaa', 'selamat pagi Ardaaa' diye kendisini selamlayanlara gülücükler atarak gidiyor okula. İlk günler yaşadığımız ayrılık anı ağlama sendromu da üç günde aşıldı çok şükür.

İşte ilk okul günü:




Okula başlayınca hemen çocukluğa geçiş belirtileri göstermeye başladı. Sanki daha bağımsız, daha inatçı, daha yaramaz oldu. Minik, masum bebeğimin yerini azgın bir erkek çocuğu alacak sanırım yakında. Panik halinde hemen hala bebek tadındayken bebiş ayaklarını ve uyku mahmuru halini resimledim.
İşte baktıkça ağzımı sulandıran, içimi eriten, pamuk şeker tadında ve kıvamında bebek ayakları;

2009-03-16

Buddha Bar Jakarta

Bağnazlıkla dindarlık, açık görüşlülükle istismar arasındaki sınırlar dünyanın heryerinde, her inanışında çok ince. Ve fikrini inançla savunanlar mutlaka kendilerini dinletmeyi başarıyorlar.

Paris kökenli George V adlı şirketin dünyanın pek çok yerinde lüks otelleri, spaları, klupleri, restoranları ve butikleri var. Bu şirket nedendir bilinmez, kendisine Budizmi tema olarak seçmiş ve Buddha Bar, Sidharta Cafe, Little Budha ve Buddhattitude Spa gibi mistik isimler kullanmış. Çok da başarılı işletmiş bu mekanları, öyle ki Buddha Bar'larda çalınan müziklerin albümleri bile dünya listelerine girer olmuş, tüm dünyada şubeleri açılmış, mekanlar ikonlaşmış. Bu başarılı pazarlama ve işletme öyküsü, şirket dallarını Asya'ya uzatana dek devam etmiş. Asya'daki tek şubelerini 2006 yılında Jakarta'da açmışlar.

Bir iki ay kadar önce, Endonezya'lı ve Malezya'lı Budistler Buddha Bar'ın kapatılmasını istiyor diye bir haber okuduğumda gülüp geçmiştim. Ancak iki haftadır hemen her gün Jakarta Post'ta bu konuyla ilgili bir haber çıkmaya başlayınca konunun ciddiye gittiğini farkettim. Budistler iki üç hafta boyunca düzenli olarak protesto gösterileri yaptılar. Hatta bir seferinde Buddha Bar'ın önünde dini ayin yaptılar, "burada o kadar çok dini imge var ki, tapınak olarak kullanılabilir" mesajını çarpıcı bir şekilde verdiler. Şehir yönetimi olaya tepkisiz kalmadı, resmi bir şikayet olursa değerlendiririz ama bu şartlarda herşey yasal, kapatamayız dedi. Protestoların hepsi olaysız, seviyeli yapıldı. Sonunda Buddha Bar'ın yönetimi olaya tepkisiz kalmayarak, anlaşmazlıklar giderilene kadar barı kapatma kararı aldı.

Şu anda tartışmalar tüm hararetiyle devam ediyor. Kapatmayı yanlış bulan Budistler, haklı bulan Müslüman ve Hrıstiyanlar, haksız bulan Müslüman ve Hrıstiyanlar, haklı bulan Budistler konuşuyor da konuşuyor. Olay nasıl sonuçlanacak bekleyip göreceğiz.

Bu olay bana neler mi düşündürüyor? İnançlar insanları yakınlaştırıyor mu yoksa uzaklaştırıyor mu? Dini inançları pazarlama aracı olarak kullanan şirketler kapatılabiliyor da, partiler neden kapatılamıyor? Dinin iktidar ve güç savaşlarının en büyük kozu olmaktan çıktığını insanlık tarihi görebilecek mi? "Endonezya'lilarin cogu Musluman, Asya subesini Jakarta'da acarsak Budistelerle basimiz derde girmez" diyerek fikri pazarlayan sivri zekali hala George V'de calisiyor mu? Şu meşhur Buddha Bar'a gitmek bize kısmet olacak mı?

2009-03-14

On derste Türkçe konuşma ve prenses olma kılavuzu

Bunu mutlaka yazmalıyım. Bizim Lara, bakıcıları Ami'ye yoğunlaştırılmış Türkçe dersleri veriyor. Daha önce yakalamıştım, elma, kelebek, çilek, vs o an aklına ne gelirse Ami'ye gösterip Türkçe'sini öğretiyor. İşin komiği aradan yarım saat geçtikten sonra sınav yapıyor, 'Ami, say butterfly in Turkish.' diye.

Ben bu olayın farkında değildim. Bir gün eve telefon ettiğimde ve öğlen yemeğinde ne yediklerini sorduğumda, Ami 'dolma' diye cevap verince keşfettim Lara'nın sistematik bir şekilde Ami'ye Türkçe öğrettiğini. Şimdi de resimli oyun kartlarıyla oynuyorlar.Az önce Arda üstünde kaplan resmi olan kartı Ami'ye gösterdi, Ami 'aslan' dedi. Bizim küçük cadı hemen düzeltti, 'not aslan, it's kaplan' diye.

Aynı zamanda da TV'de uyuyan güzel'in çizgi filmini seyrediyorlar. Filmdeki kızcağız henüz prenses olmamış, kırlarda çıplak ayakla dolaşıyor. Lara'ya aramızda geçen diyalog şu:

L: Anne, prensesler bence dışarda çıplak ayakla gezmez, di miii?
S: Evet canım ama bu kız daha prenses olmadı sanırım.
L: Karnından bebek çıkınca prenses olucak. Bir de prenseslerin squirrel'leri ve bunny'leri olur.

Çok komik bu küçük insanlar, onlarla birlikte olmak dünyanın en keyifli şeyi.

Puri Santi Spa

Çocuklar doğmadan önce hazırlanması saatler süren, herkesi bekleten bir tip değildim ama kendime vakit ayırmayı sever, bir yere gidilecekse evden çıkacağım son ana kadar makyajımla ve giysilerimle ilgilenmekte bir sakınca görmezdim. İki çocuk sahibi olduktan sonra bu olay tamamen değişti. Kendime ayırdığım, sakin zamanlarda garip bir boşluk ve suçluluk duygusu kaplar oldu içimi. Bu tür zamanlarda, sanki yapmam gereken önemli birşey varmış da, bir türlü hatırlayamadığım için vakit kaybediyormuşum hissine kapılır oldum. Kafamdaki zaman çizelgesine harfi harfine uyma stresi geldi. Herkesi bu plana uydurmak için peşimden sürükler oldum. Tabii ki şimdi oturup kendimi suçlayacak değilim. İki küçük çocuk büyütüp çalışma ve gezme hayatına aynen devam etmeye çalışmak kolay iş değil. Gerçekten de eğer o kafamdaki plana uyulmazsa, zincirleme olarak bir sürü şey etkileniyor. Çocuklar yemeğini zamanında yemezse, zamanında uyumuyor. Onların zamanında uyumaması benim de daha az uyumam, ertesi sabah spora gtimek için erken kalkamama, ertesi günkü yemeği yapamama hatta duş bile alamama kadar zincirleme bir sürü şeyi etkileyebiliyor. Neyse konudan saptım. Bu durum neyse ki çocıklar büyüdükçe düzelmeye başladı. Tunç'un desteği ve çocukların daha bağımsız olmaya başlamasıyla, ben kafayı yemeden yavaş yavaş normal insan temposuna dönmeye başladım.

Bunları anlatmamım sebebi, '11 aydır Endonezya'dasın da bir kere bile spa'ya gidip masaj yaptırmadın mı be kadın?' tepkisine baştan cevap vermek. Çünkü Endonezya masajla ve çeşitli spa terapileriyle ünlü. Spa bulmak ise zor bir iş değil, her köşede iyi yada kötü mutlaka bir tane var. Ben de sonunda bugün daha önce annem tarafından denenip onaylanan Puri Santi'ye gittim.

Sıkılırım, öyle saatlerce vakit öldüremem orda, zaten masaj insanı değilim, hem masaj yaptırırken canım acır hem de ertesi gün heryerim tutulur diye kendime body scrub ve manikür/pedikür ısmarladım.Ortam çok güzel, küçük ama harika bir bahçe, mumlarla, sularla, bambularla dolu minimalist ama zevkli ve huzur dolu bir mekan. İçeri girer girmez hangi renk oje istediğimi, manikür sırasında ne içeceğimi falan not aldılar. Kısa bir ayak yıkama ritüelinden sonra yukarıya, odama çıktım. 1 saat boyunca bütün vücudum kum gibi bişeyle yoğuruldu. Tam bir masaj olmadığı için tam bana göre oldu. Duşumu aldıktan sonra bir de losyonla ovuldum. Cildim yumuşacık, pırıl pırıl oldu. Sonra aşağı inip manikür/pedikür olayına başladılar. Masajı yapan kız pedikür sandalyesine oturuğunda birşeylerin ters gideceğini anlamıştım. Manikürleri işe yaramaz. Ben bile daha güzel oje sürüyorum. Ama fena olmadı gene de, ananas havuç ve elma karışımı meyve suyumu içtim, zencefilli bisküvi yedim, boğazımı yakıp aklımı başıma getiren bir zencefil çayı içtim. Dişarı çıkmadan biraz kendime gelmiş oldum. Ama bir daha manikür falan yaptırmam. Kendimi kulak memesi kıvamına gelene kadar yoğurtur evime giderim. Hatta belki bir dahaki sefere maske, yüz bakımı falan da denerim. Spa terapileri ve ortam çok başarılı.
Kesinlikle yine gidilmeli. Merak edenler için adres: www.purisanti.com

2009-03-13

İçgüveysi Olarak Alınacak Erkek Zümrüt-ü Anka Aranıyor.. Çok Acil!

Bir haftalık tatilimi genelde evde geçirince, günün farklı saatlerinde bahçede aylaklık, pardon keyif yapma fırsatı buldum. Bir gün yine havuz başında uyuklarken garip hayvan sesleriyle uyandım. Gözümü açtığımda duvarın üstünde koşturan çok uzun kuyruklu ama sincap olmayan bir hayvan gördüm. Sesler o hayvandan gelmiyordu ama, bahçede dikkatle dinleyince 3-4 çeşit kuş olduğunu farkettim. Sincap, gekko, bülbül, serçe, arı kuşu, rengarenk kocaman kelebekler ve yağmur sonrası ortaya çıkan dev salyangozlarla çoktan tanışmıştık ama sanırım henüz tanışmadığımız bir sürü yaratıkla paylaşıyoruz evimizi. Minyatür bir yağmur ormanının ortasında yaşadığımız gerçeğini işte ancak bu hafta farkedebildim.

Sanırım kuşların göç mevsimlerine göre bahçe nüfusu da değişiyor. Mesela yaklaşık üç haftadır ön bahçedeki mango ağacında olduğunu tesbit ettiğimiz sinir bozucu bir konuğumuz var. Gece 22:00 civarı ötmeye başlıyor ve sabah gün iyice ağırana kadar durmadan 3 saniyelik aralıklarla çuuuw çuu çuu çuuuu diye ötüyor. Hangi kuş olduğu hakkında farklı teoriler var. Sumi'ye sordum, Burung Sangkurilang olabilir , mango ağacında yaşayan, çok güzel, çok renkli ve büyükçe bir kuştur dedi. Bu öten dişi, kendine eş arıyor, ondan ötüyor dedi. Ama Google'da araştırınca bunun gerçek bir kuş değil, mitolojik bir öykü kahramanı olduğu sonucuna vardım. Zümrüt-ü Anka gibi bişey yani. Gece öten sinir bozucu kuşlar diye arama yapınca dünya kadar blog ve site çıktı. Meğer Avusturalya ve Güney Doğu Asya arasında göç eden ve geceleri sürekli ötüp sinir bozan bir sürü kuş varmış. Gerçekten de genelde çiftleşme mevsimlerinde eş aramak için öterlermiş. Ama sabaha kadar cik cik cik kafa ütüleyen kadını kim ister, halbuki biraz sussa, ağırbaşlı olsa bulacak hayırlı bir kısmet. Boşuna dememişler kuş beyinli diye.

Tam olarak hergece sabaha kadar dinlediğimiz o sinir ötüşü bulamadım, kuşun cinsini tespit edemedim ama kafaya taktım, yarın dürbünü alıp kuşu görmeye çalışıcacağım. Göreyim ki, gidip bulayım bir hayırlı kısmet. Tez vakitte everelim kuşumuzu ve geceleri uyku uyuyabilelim tekrar.

2009-03-10

Son bir yılın en yoğun üç haftası sonunda geride kaldı. Bu hafta izinliyim ve tatilimi bir senedir Jakarta'da yapamadığım şeylere ayırmayı planlıyorum. Spa'ya gitmek, zaman sınırı olmadan alışveriş yapmak, Mangga Dua'ya gidip taklit çanta bakmak, Kemang'da hep önünden geçip bir türlü içine girme fırsatı bulamadığım yerlere bakmak gibi... Bakalım ne kadarını gerçekleştirebileceğim. Fazla ümitli değilim ama biraz spor, spa ve Mangga Dua'nın ilaç gibi geleceği kesin.

Yazacak çok şey var ama sonra. Önce biraz resim: