Bugün, yeni hayatımın kaybetmeme sebep olduğu iki özgürlüğün farkına vardım. İlki avaz avaza bağrırarak şarkı söyleme özgürlüğü. İstanbul'da arabada tek başıma olduğumda müziğin sesini açar, avazım çıktığı kadar bağırarak şarkı söylerdim. Ne rahatlatırdı beni. Çaktırmadan dans bile ederdim olduğum yerde, insanlar trafik stresi yaşarken ben kurtlarımı döküverirdim. Şimdiki hayatımda araba kullanmam zaten yasak. E sürekli yanımda şöför var, adama ayıp olur diye müzik bile dinleyemiyorum gönlümce.
İkincisi de tek başıma, kendi kendime vakit geçirme özgürlüğü. Robin Sharma, Aile Bilgeliği kitabında her bireyin kendisine ait bir gün olması gerektiğini söylüyor. Bu tek başına geçirilen günün, sağlıklı aile ilişkileri için önemli bir şart olduğunu savunuyor. Ben bir tam günden vazgeçtim, o kadarı çok fazla benim için ama haftada bir saatim vardı bana ait olan, artık yok. Eskiden öğle tatillerinde arada bir alıp başımı biryerlere giderdim. O bir saatlik yalnızlık bana ne iyi gelirdi. Şimdi hep arabaya bağımlıyız ki zaten o da çok sinirimi bozuyor. Hem hareket özgürlüğüm kısıtlı, hem gidebileceğim yerler, hem de zamanım.
'Herkesin yaptığı bir sürü fedakarlığın yanında lafı mı olur, yazmak bile yanlış' diye düşünen olabilir, ben de öyle düşündüm zaten bir süre ama, öncelikle 'blog benim diil mi? istediğimi yazarım' şımarıklığı içindeyim, o yüzden yazdım bileee! İkincisi de, Kubbler'in değişim psikolojisi eğrisine göre ben bir senedir bu durumu inkar ediyorum. Şimdi farkına vardım ve bir süre pasif kalmam gerekiyor ama sonrasında öfke, pazarlık aşaması, depresyon ve en sonunda durumu kabul etme var. Bu tür davranışlar sergilersem, sebebi ve çaresi bilinsin, önce beni bir müzik seti ve i-phone'umla bir odaya kapatın, sonra çantamı koluma verip sokaklara salın.
2009-05-26
2009-05-22
Işıkların şehri Hong Kong
Sokaklarda kayboluk, bol bol yürüdük.
Şehrin her yerinde engellilerin düşünülmesini çok takdir ettim ama bütün trafik lambalarının hiç durmadan sürekli ötmesine sinir oldum.
İnsanların kişisel alanına sayı göstermeden itişip kakışmasından, sürekli ensemde birilerini bulmaktan hiç hoşlanmadım.
Domuz gribi paranoyası içinde hapşıran ve öksüren insanlara cüzzamlı muamelesi yapılmasını sevmedim.
Tertemiz, içinde hep sabun ve tuvalet kağıdı bulunan tuvaletlerini sevdim.
Şehrin sistemini, bu sistemi korumasını sevdim.
Heryerin deniz kokmasını, aniden karşıma deniz çıkıvermesini çok sevdim.
Stanley tarafındaki plajlara bayıldım.
Özetle harika bir gezi oldu, bize çok iyi geldi. Hong Kong bizi uçurdu!
Etiketler:
kesif gezileri
Masal Kahramanlarinin Sehri HongKong
HongKong’a gidecegimizi ogrenince Lara’nin ilk tepkisi “biz de geliyor muyuz? Orada Mickey Mouse ve prensesler varmis!” oldu. Onlarin gelmeyecegini, anneyle babanin isi oldugunu, birazcik da gezeceklerini soyleyince hayal kirikligina ogradi ama cok da umursamadi. Ne de olsa son zamanlarda sosyal hayati cok yogun. Hemen hemen her hafta ya birilerinin playdate davetinde, yada dogum gunu partisinde.
Arda’nin icinden neler gecti bilmiyorum ama hic tepki vermedi. 15 Mayis’ta sabahin cok ama cok erken saatlerinde ciktik evden. Arda’ya uyku cok tatli geldi ama Lara cingozu uyanip bizi yolcu etti, bir de “sticker” siparis etti HongKong’dan. HongKong’u kimbilir nasil hayal ediyordu kafasinda. Kendi cocuklugum geldi aklima, ben de daglar kizi Heidi’ye hayrandim. Bir ilkokul arkadasim tatilde Isvicre’ye gittigini soylediginde neler canlanmisti kafamda. Cizgiromandan cikma yerleri, tavan arasindaki yumusacik saman yatagini, kocaman sevimli kopegini, sevimsiz sehir evlerini ve insanlarini, Bayan Rotenmeier'in Heide'den sakladigi beyaz ekmekleri, dedesinin ateste kizarttigi peynirleri hayal etmistim.
Lara’nin HongKong’u nasil acaba? Sokaklarda Mickey Mouse’larin ve prenseslerin dolastigi, minik perilerin havada ucustugu, heryerin lolipoplar ve pamuk sekerlerle kapli oldugu, koskocaman kaydiraklarin, salincaklarin, atlikarincalarin bulundugu, butun binalarin pembe, beyaz ve sari oldugu, agaclarinda mavi kuslarin yuvla yaptigi bir masal sehri mi canlandiriyor kafasinda acaba diye dusunmeden edemedim. Hem onu goturmedigim icin uzuldum, hem de hayallerini yikmadigim icin sevindim.
4,5 yasindaki bu bicirigin HongKong’da Disneyland oldugunu biliyor olmasi hem hosuma gitti, hem de beni sasirtti. Iyi ki gelmisiz buralara dedim icimden. Daha cok gezdirmeliyiz onlari diye dusundum, dunya haritasini ezbere bilsinler, her kulture esit mesafede olabilsinler diye gecti gonlumden. Buyuyunce unutmasinlar istedim bu yasadiklarini, bol bol fotograf ve video cekme karari aldim. Gerci bundan fazlasi nasil olur bilemiyorum ama..
Arda’nin icinden neler gecti bilmiyorum ama hic tepki vermedi. 15 Mayis’ta sabahin cok ama cok erken saatlerinde ciktik evden. Arda’ya uyku cok tatli geldi ama Lara cingozu uyanip bizi yolcu etti, bir de “sticker” siparis etti HongKong’dan. HongKong’u kimbilir nasil hayal ediyordu kafasinda. Kendi cocuklugum geldi aklima, ben de daglar kizi Heidi’ye hayrandim. Bir ilkokul arkadasim tatilde Isvicre’ye gittigini soylediginde neler canlanmisti kafamda. Cizgiromandan cikma yerleri, tavan arasindaki yumusacik saman yatagini, kocaman sevimli kopegini, sevimsiz sehir evlerini ve insanlarini, Bayan Rotenmeier'in Heide'den sakladigi beyaz ekmekleri, dedesinin ateste kizarttigi peynirleri hayal etmistim.
Lara’nin HongKong’u nasil acaba? Sokaklarda Mickey Mouse’larin ve prenseslerin dolastigi, minik perilerin havada ucustugu, heryerin lolipoplar ve pamuk sekerlerle kapli oldugu, koskocaman kaydiraklarin, salincaklarin, atlikarincalarin bulundugu, butun binalarin pembe, beyaz ve sari oldugu, agaclarinda mavi kuslarin yuvla yaptigi bir masal sehri mi canlandiriyor kafasinda acaba diye dusunmeden edemedim. Hem onu goturmedigim icin uzuldum, hem de hayallerini yikmadigim icin sevindim.
4,5 yasindaki bu bicirigin HongKong’da Disneyland oldugunu biliyor olmasi hem hosuma gitti, hem de beni sasirtti. Iyi ki gelmisiz buralara dedim icimden. Daha cok gezdirmeliyiz onlari diye dusundum, dunya haritasini ezbere bilsinler, her kulture esit mesafede olabilsinler diye gecti gonlumden. Buyuyunce unutmasinlar istedim bu yasadiklarini, bol bol fotograf ve video cekme karari aldim. Gerci bundan fazlasi nasil olur bilemiyorum ama..
Etiketler:
cocuklar
2009-05-12
JAKARTA'DA 1 YIL !
Bugun ailemizin Jakarta'daki birinci yili! Hepimize kutlu olsun. Degisikligi hayatimizin parcasi haline getirdigimiz icin, degistirmeye gucumuz yetmeyen seyleri kabul edecek, degistirebileceklerimizi degisterecek gucu kendimizde ve birbirimizde buldugumuz icin hepimizi kutluyorum.
Engelleri hep sirt sirta vererek asalim, her turlu zorluktan daha guclu, daha birbirimize bagli cikalim, sevgimiz ve saygimiz, birbirimize ve kendimize guvenimiz artarak cogalsin. Birlikte oldugumuz her yer evimiz olsun. Evimiz herkesin mutluluk, huzur ve kendini gelistirme imkani buldugu bir siginak olsun hep. Sahip olduklarimizin kiymetini bilelim, sukretmeyi unutmayalim. Hersey hep bizim olacakmis gibi tadini cikaralim ama bir gun kaybedebilecegimizin bilincinde olalim. Onemli olanin bizde kalan tecrubeler, kendi gelismimiz oldugunu hep aklimizda tutalim. Kendi sinirlarimizi zorlamaktan korkmayalim. Hayatin farkli renklerini, farkli tatlarini kabullenelim, hayatin onlarla daha guzel oldugunu farkedelim, degisiklikten, degisikten korkmayalim. Dunyanin her yerinde ve her kulturunde insana sayginin ve dogru iletisimin cozemeyecegi sorun olmadigini unutmayalim. Nerede yasarsak yasayalim, icinde bulundugumuz topluma ve cevreye saygi gosterelim, faydali olmaya calisalim. Icimizdeki bu kesfetme tutkusunu, ogrenme acligini, yasama sevincini, cesareti ve birbirimize olan sevgimizi hic ama hic kaybetmeyelim.
Birlikte nice mutlu ve saglikli gunlere....
Engelleri hep sirt sirta vererek asalim, her turlu zorluktan daha guclu, daha birbirimize bagli cikalim, sevgimiz ve saygimiz, birbirimize ve kendimize guvenimiz artarak cogalsin. Birlikte oldugumuz her yer evimiz olsun. Evimiz herkesin mutluluk, huzur ve kendini gelistirme imkani buldugu bir siginak olsun hep. Sahip olduklarimizin kiymetini bilelim, sukretmeyi unutmayalim. Hersey hep bizim olacakmis gibi tadini cikaralim ama bir gun kaybedebilecegimizin bilincinde olalim. Onemli olanin bizde kalan tecrubeler, kendi gelismimiz oldugunu hep aklimizda tutalim. Kendi sinirlarimizi zorlamaktan korkmayalim. Hayatin farkli renklerini, farkli tatlarini kabullenelim, hayatin onlarla daha guzel oldugunu farkedelim, degisiklikten, degisikten korkmayalim. Dunyanin her yerinde ve her kulturunde insana sayginin ve dogru iletisimin cozemeyecegi sorun olmadigini unutmayalim. Nerede yasarsak yasayalim, icinde bulundugumuz topluma ve cevreye saygi gosterelim, faydali olmaya calisalim. Icimizdeki bu kesfetme tutkusunu, ogrenme acligini, yasama sevincini, cesareti ve birbirimize olan sevgimizi hic ama hic kaybetmeyelim.
Birlikte nice mutlu ve saglikli gunlere....
Etiketler:
Jakarta'da yasam
2009-05-06
ASK
Kurtulamadik su viruslerden bir turlu. Bogaz agrisi, oksuruk, burun akintisi dolasip duruyor evin icinde. Simdi de beni ve Arda’yi vurdu. Baba Singapur’da, e ikimiz de hastayiz, oglan zaten mizmiz, iyice yapismis durumda bana, bari koynuma alayim aksam dedim. Kusarsa, oksuruk krizi falan gelirse sakinlestirmek daha rahat oluyor elimin altinda olunca. Bastan hic yatmak istemedi zaten de, “beraber yatalim” deyince razi oldu. Keyifle pijalamarini alip kuruldu bizim yataga. Kitaplarimizi aldik, uzandik. Ben kendi kitabimi okudum, o kendi kitabini okudu kendince. Sonra isigi kapattik.
Isiklar sonunce once rahat edemedi. Yastiklari yerlestirdik bir kac kere. Sonra parmagiyla birseyler gosterdi bana „Anlamiyorum bebegim, senin gorduklerini ben goremiyorum. Hadi konus da anlat ne gosterdigini“ dedim. Elleriyle birseyler anlatmaya calisti ama anlamadim. Vazgecti, „u“ (su) istedi, icti, sonra gogsume yatti. Rahat edemedi, karnima yatti. Gene rahat edemedi, yuzyuze donduk, birbirimize sarildik. Ben onun sirtini, o benim yuzumu ve saclarimi oksadi gozlerimin icine bakarak. Kim kimi uyuttu emin degilim, sanirim o beni. Gece her oksurusunde uyanip onu seyrettim dakikalarca. Uzun kirpiklerinin los isikta tombul yanaklarina dusen golgesini, masumlugunu, bebekligini zihnime kazimak istedim. Minik ayagini avucuma alip, o pamuk yumusakligini tenimden icime cektim. Hic unutmayayim bu halini, onun o bebek kokusu burnumdan hic gitmesin istedim. Yuzumu oksayan minicik elleri, kocaman oldugunda bu halini ne kadar ozleyecegimi dusundum. Lara’yi ozledim, gidip onu da alsam koynuma diye gecti icimden ama sonra uyandirmaya, rahatini bozmaya kiyamadim. Sabah uyandirip kucagima aldigimdaki uyku kokulu, simsicacik sarilisi geldi aklima, icim isindi. Cok asigim ben, cok.
Isiklar sonunce once rahat edemedi. Yastiklari yerlestirdik bir kac kere. Sonra parmagiyla birseyler gosterdi bana „Anlamiyorum bebegim, senin gorduklerini ben goremiyorum. Hadi konus da anlat ne gosterdigini“ dedim. Elleriyle birseyler anlatmaya calisti ama anlamadim. Vazgecti, „u“ (su) istedi, icti, sonra gogsume yatti. Rahat edemedi, karnima yatti. Gene rahat edemedi, yuzyuze donduk, birbirimize sarildik. Ben onun sirtini, o benim yuzumu ve saclarimi oksadi gozlerimin icine bakarak. Kim kimi uyuttu emin degilim, sanirim o beni. Gece her oksurusunde uyanip onu seyrettim dakikalarca. Uzun kirpiklerinin los isikta tombul yanaklarina dusen golgesini, masumlugunu, bebekligini zihnime kazimak istedim. Minik ayagini avucuma alip, o pamuk yumusakligini tenimden icime cektim. Hic unutmayayim bu halini, onun o bebek kokusu burnumdan hic gitmesin istedim. Yuzumu oksayan minicik elleri, kocaman oldugunda bu halini ne kadar ozleyecegimi dusundum. Lara’yi ozledim, gidip onu da alsam koynuma diye gecti icimden ama sonra uyandirmaya, rahatini bozmaya kiyamadim. Sabah uyandirip kucagima aldigimdaki uyku kokulu, simsicacik sarilisi geldi aklima, icim isindi. Cok asigim ben, cok.
Etiketler:
cocuklar
2009-05-01
Bir paranoyagin komplo teorileri
Endonezya Saglik Bakani, orta yaslarda, aslen kardiyolog olan hos bir bayan. Gectigimiz sene, Endonezya’daki kus gribi vakalarindan elde edilen bulgulari, Amerika’yla paylasmamasiyla dikkatleri ustune cekmisti. O zamanlar, bu hareketini, gelismis ulkelerin kus gribi asisini gelistirdikten sonra fakir ucuncu dunya ulkelerine fahis rakamlara satmasindan duydugu endiseyle aciklamisti. Ortalik bayagi bir karismisti, ama nasil sonuclanmisti hatirlamiyorum. Buyuk ihtimalle zengin, gelismis ulkeler istedigi bilgiyi almistir ki, konu gundemde degildir artik.
Simdi de “swine flu” yani Domuz Gribi ile yine ulkenin gundeminde. Once bu virusun laboratuardan cikma olma ihtimalini ortaya atti. “Deli midir nedir?” diye verdigim ilk tepkinin ardindan demecini okuyunca aslinda pek de delice gelmedi soyledikleri. Virusun uc farkli canlidan kus, domuz ve insandan ve uc farkli kitadan Avrupa, Asya ve Amerika’dan segmentler tasidigini soyluyor, bunun dogal olarak meydana gelme olasiliginin dusuklugunden bahsediyor. Ancak daha sonra “bu virus Ispanyol irkina etki eder, Endonezyali’lara birsey olmaz” diye verdigi demeci okuyunca cok guldum ama sonra Meksika disinda olumle sonuclanan vaka olmadigini ogrendim.
Amerikali bir generalin de virusun laboratuar uretimi oldugu savini ortaya attigini okudum sonra, ancak ustunde durmadim.
Bu arada bazi bilimadamlarinin domuz gribinin, kus gribi kadar oldurucu olmadigini, ayrica benzer bir virusun 70’li yillarda yine ortaya ciktigini ancak buyuk bir salgina donusmeden kontrol altina alinabildigini iddia ettigini okuyunca endiselerim biraz azaldi. Hele de iki tane ilacin cok buyuk oranda etkili oldugunu ogrenmek beni bayagi rahatlatti. Konuyu unutup, dusuncelerimde ailemden uzak tutma yolunu sectim.
Ta ki dun sirket icinde Meksika’da uretilen urunlerle ilgili ithalat problemleri olabilir, ulkeden herhangi birseyin cikmasina izin verilmeyebilir diye bir uyariyi okuyuncaya kadar. Boyle bir ihtimal butun buyuk ureticilerin Meksika’da uretilen mallarini cekmesine sebep olabilir. Buradan cekilen mallar nerede uretilir peki? Bu mallarin cok buyuk cogunlugu Kuzey Amerika’ya gittigi icin, tabii ki ilk alternatif Amerika olur. Kuzey Amerika zengin tuketici, Meksika da fakir uretici rolundeyken, tuketici bir anda parasiz kaliyor. Eskiden kimsenin yuzune bakmadigi uretimhanelerde calismaya tenezzul etmeyen insanlar issiz kaliyor. Is yok, kazanc yok, tuketim de yok. Ucuz ulkelerden aldiklari mallari kendileri uretirlerse belki biraz daha pahaliya mal olur ama bir suru insana istihdam yaratilmis olur. Resmi olarak ticari ambargo uygulayacak sebep bulamayinca virus mu ortaya cikiyor? Korku ozellikle mi isleniyor insanlarin yureklerine? Bu panikten kimler kazancli cikacak? SARS ve kus gribi de Amerika’nin ozellikle Cin’e ve Asya ulkelerine uygulamak isteyip de bir turlu uygulamaya koyamadigi agir kotalarin yerine mi hasta etmisti bir suru insani acaba?
Simdi de “swine flu” yani Domuz Gribi ile yine ulkenin gundeminde. Once bu virusun laboratuardan cikma olma ihtimalini ortaya atti. “Deli midir nedir?” diye verdigim ilk tepkinin ardindan demecini okuyunca aslinda pek de delice gelmedi soyledikleri. Virusun uc farkli canlidan kus, domuz ve insandan ve uc farkli kitadan Avrupa, Asya ve Amerika’dan segmentler tasidigini soyluyor, bunun dogal olarak meydana gelme olasiliginin dusuklugunden bahsediyor. Ancak daha sonra “bu virus Ispanyol irkina etki eder, Endonezyali’lara birsey olmaz” diye verdigi demeci okuyunca cok guldum ama sonra Meksika disinda olumle sonuclanan vaka olmadigini ogrendim.
Amerikali bir generalin de virusun laboratuar uretimi oldugu savini ortaya attigini okudum sonra, ancak ustunde durmadim.
Bu arada bazi bilimadamlarinin domuz gribinin, kus gribi kadar oldurucu olmadigini, ayrica benzer bir virusun 70’li yillarda yine ortaya ciktigini ancak buyuk bir salgina donusmeden kontrol altina alinabildigini iddia ettigini okuyunca endiselerim biraz azaldi. Hele de iki tane ilacin cok buyuk oranda etkili oldugunu ogrenmek beni bayagi rahatlatti. Konuyu unutup, dusuncelerimde ailemden uzak tutma yolunu sectim.
Ta ki dun sirket icinde Meksika’da uretilen urunlerle ilgili ithalat problemleri olabilir, ulkeden herhangi birseyin cikmasina izin verilmeyebilir diye bir uyariyi okuyuncaya kadar. Boyle bir ihtimal butun buyuk ureticilerin Meksika’da uretilen mallarini cekmesine sebep olabilir. Buradan cekilen mallar nerede uretilir peki? Bu mallarin cok buyuk cogunlugu Kuzey Amerika’ya gittigi icin, tabii ki ilk alternatif Amerika olur. Kuzey Amerika zengin tuketici, Meksika da fakir uretici rolundeyken, tuketici bir anda parasiz kaliyor. Eskiden kimsenin yuzune bakmadigi uretimhanelerde calismaya tenezzul etmeyen insanlar issiz kaliyor. Is yok, kazanc yok, tuketim de yok. Ucuz ulkelerden aldiklari mallari kendileri uretirlerse belki biraz daha pahaliya mal olur ama bir suru insana istihdam yaratilmis olur. Resmi olarak ticari ambargo uygulayacak sebep bulamayinca virus mu ortaya cikiyor? Korku ozellikle mi isleniyor insanlarin yureklerine? Bu panikten kimler kazancli cikacak? SARS ve kus gribi de Amerika’nin ozellikle Cin’e ve Asya ulkelerine uygulamak isteyip de bir turlu uygulamaya koyamadigi agir kotalarin yerine mi hasta etmisti bir suru insani acaba?
Etiketler:
deli sacmasi
Subscribe to:
Posts (Atom)