2009-06-30

Toplantılarda Uyuyakalmama Kılavuzu

Bugün işyerinde not tutmak için kullandığım defterin arasından minik bir kağıt parçası düştü. Aslında A4 boyutunda bir kağıtmış ama avuç içi olana kadar defalarca katlamışım. Muhtemelen üstündekileri kimse görmesin, gerektiğinde kolayca kamufle edilsin diye. Bu kağıt parçası benim sabahın köründen akşama kadar katılmak zorunda olduğum aşırı sıkıcı (çünkü ikinci kez katılmak zorunda olduğum) bir eğitim boyunca uyuyakalmadan oturabilmemi sağlamış önemli bir belgedir. Buradan yola çıkarak, çalışan herkesin faydalanması için sıkıcı toplantılarda uyuyakalmama kılavuzunu tüm çalışanların hizmetine sunmaktan gurur duyarım.

Sıkıcı toplantılarda bilgisayarınızı yanınıza alabilmiseniz sıkıntınızı gidermek için çok elverişli ve eğlenceli ancak bir o kadar da riskli bir çözüm elinizin altında demektir. Ofis içi yada dışı messenger programlarından arkadaşlarınızla yazışabilirsiniz. Böylece çok önemli, acil e-mailleriniz varmış da, bir yandan anlatılanları dinlerken bir yandan da acil işlerinizi hallediyormuş gibi görünmeye çalışabilirsiniz. Ancak dozunu kaçırırsanız toplantıya dikkatinizi vermediğiniz ayyuka çıkacağından, birilerinin sinirini bozma olasılığınız yüksek olabilir. En sağlamı, eğer ekran oralıkta değilse, sessizce internette gezinmek. Ancak ekranınız birilerinin görüş alanındaysa, bu da tavsiye edilmez.

Bence en uygun kaytarma yöntemi not alıyor gibi görünerek, elinizdeki kağıt parçasıyla sıkıntınızı gidermektir. Birşeyler yazdığınız için sürekli not aldığınız ve hatta toplantıyla ilgilendiğiniz izlenimini vermesi açısından çok sağlam bir yöntemdir bu. Bilimum listeler yapabilirsiniz. Örneğin;

- haftalık, günlük, aylık alışveriş listesi
- haftalık, aylık, günlük yemek listesi
- yakında seyahat varsa yanınıza alacaklarınızın listesi
- yakında seyahat yoksa tatile gitmek istediğiniz yerlerin listesi
- yapılması gereken işler listesi
- çocuklarla hafta sonları yapılabilecek aktivite listesi
- parti verseniz hangi kokteylleri servis ederdiniz listesi
- vs vs vs

Daha pek çok liste bulabilirsiniz kafa yoracak. Liste fikirleri tükendiğinde, yaratıcılık gerektiren işlere enerjinizi harcayabilirsiniz. Çünkü can sıkıntısı, en büyük ilham kaynaklarından biridir. Dolabınızdaki kıyafetlerle, herzaman kullandığınızdan farklı kombinasyonlar yapmayı düşünebilirsiniz. Ev dekorasyonuyla ilgili projeler, mevcut süs eşyalarıyla daha önce denemediğiniz kombinasyonlar tasarlayabilirsiniz. Terzide birşeyler diktirmek istiyorsanız bunların tasarımını yapabilirsiniz. Hatta zevkine güvendiğiniz birinin yanına oturursanız fikir alışverişi yapıp olaya heyecan katabilirsiniz.

Bir de farkettim ki, can sıkıntısınn da bir kırılma noktası var. O noktaya geldikten sonra, sinirler gevşiyor ve olur olmaz şeylere gülmeye başlıyor insanlar. Bunu kendim de dahil bir çok kişide gözlemledim. Yani can sıkıntısı aslında çok da kötü birşey değil. Yeteri kadar sabrederseniz, çok eğlenip, kahkahalarla gülebilirsiniz. Herkese eğlenceli toplatılar dilerim.

Benden de bu kadar kariyer insanı olur işte...


Safak 2

Bir yildan fazla suren bir ayriliktan sonra, Persembe aksami Turkiye'ye donuyorum. Heyecan dorukta. Yapmak istediklerimin bir listesini yapayim dedim, malum ya, liste yapmak icin vaktim boldu, baktim ki butun isteklerim yemek icmekle ilgili dostlari gormenin disinda.

Ciya'ya gidip o gun pismis olan herseyden yemek listenin basinda. Gakkos'a acaba havalimanindan eve donerken ugrasam mi diye dusunmuyor degilim, kim demis kahvaltida cig kofte yenmez diye? Burada her turlu sacma yemegi kahvaltida yemeye alistim ne de olsa. Yada Degirmen'den pastirmali su boregi mi alsak kahvalti icin acaba? Bizim Marmara'nin baligini, Bogaz'da yemeyi cok ozledim. Sulu, kokusu buram buram etrafa yayilan bir Kirkagac kavunu esliginde rakiyla baslayip, balikla devam edip, firinda helvayla bitirmek istedigim bir gece var mesela listemde. Kiraz ve yesil erik konusunda kendimi fazla umitlendirmemeye calisiyorum ama insallah bitmez de mide fesati gecirene kadar yerim diye dua ediyorum. Olmadi, seftali falan vardir belki. Kendimi daha sonra bilimum tatlilara verecegim. Kazandibi, kadayif, tulumba, kunefe, asure.

Sonra buraya getirecegim seylerin kocaman bir listesi var. Bunlar da tabii ki gene yemekle ilgili. Pastirma, sucuk, beyaz peynir, zeytin zaten demirbas. Kabuklu ceviz, tuzsuz kabak cekirdegi, ihlamur, adacayi, poy gibi burada bulamadigim ozel seyler kesinlikle gelecek. Bir de organik domates ve Cengelkoy salatalik tohumu, bulursam bamya tohumu da uzun vadeli yemek projelerimin arasinda. Becerir miyim bilmiyorum ama denemeyi dusunuyorum.

Cok heyecanliyim! Zaman yaklastikca, saatler daha yavas geciyor sanki. Bir an once Cuma sabahi olsun istiyorum. Kocami, bebeklerimi kucaklayayim, doyasiya koklayayim. Veee, sonra kendimi yemeye ve icmeye vereyim. Hazir olun Istanbul restoranlari, ben geliyorum!

2009-06-28

Ateş Dansı; Keçak


Keçak Dansı aslen, tamamen erkeklerden oluşan bir koro eşliğinde yapılan, Bali'ye has pek çok trans dansından biriymiş. 1930'lu yıllarda Bali'de yaşayan Alman ressam ve müzisyen , Walter Spies, Keçak'tan çok etkilenmiş. Zaten Keçak'ı bazı değişimlerden geçirme çalışmalarına başlamış olan Bali'li dansçı ve sanatçı Wayang Limbang ile birlikte çalışarak, Keçak'ı Batılı turistlere yönelik etkileyici bir şov haline getirmişler. Konu olarak da Hindu mitolojisinden Ramayana'nın hikayesini seçmişler kendilerine. Wayang Limbak, daha sonra Bali'li dansçılarla pek çok ülkeyi dolaşarak Keçak dansını dünyaya tanıtmış.


Keçak dansını Bali'de pek çok mekanda seyretmek mümkün, hatta otellerde bile yapılıyor. Ancak bence bu dans mutlaka Uluwatu'da seyredilmeli. Uluwatu, uçurum kenarında bir tapınak. Sahne de tam uçurumun kenarında. Gösteri her gün 6'da başlıyor, yani tam güneş sahnenin arkasından batmaya başladığında. Ortalık öyle renkler alıyor ki dans süresince, Keçak daha da bir etkiliyor herkesi. Güneş iyice ufka dayandığında, gökyüzü alev alev olduğunda, sahnede de alevler sarıyor ortalığı. Beyaz Maymun, Ramayana'nın güzel karısını, kötü kalpli Ravana'dan ve ordusundan kurtarıyor. Koro, 'çak çak çak' sesleriyle, inanılmaz bir müzik yapıyor. İnsan sesinin tek enstrüman olarak kullanıldığı bu müzik, çok saf, çok yerli, çok sesli.



Gösterinin sonunda turistleri eğlendirmek için yapılan saçma şakalar olayın büyüsünü bozuyor açıkçası ama yine de bu görsel şölen kesinlikle seyredilmeye değer.

2009-06-23

Batı Java Yerlisi - 1

Java adasında, Asya'nın genelinde olduğu gibi, pirinç ana gıda kaynaklarından biridir. Batı Java yerlileri, pirinci tuzsuz ve yağsız bir şekilde haşlayarak yerler. Genelde diğer baharatlı yemeklerle karıştırarak yedikleri için, pirincin bu tatsız tuzsuz hali onları rahatsız etmez.

Pirinç suda uzun süre haşlandığı için lapa kıvamındadır. Batı Java yerlisi, pişmiş pirinci parmakları arasında sıkıştırarak ağzına götürmek şekliyle yer. Bakınız Şekil-1.


Şekil-1

2009-06-22

Aydınlanmaya bir ikiiii

Son zamanlarda bir sürü insan arasında bir aydınlanma durumu başladı. Yoga yapmalar, Budizme ilgi duymalar, Secretvari kitaplar okumalar falan. Ben de yapıyorum, iyi de geliyor doğrusu. Ama zaman zaman konsantre olmaya çalışırken Cem Yılmaz geliveriyor aklıma. O zaman bir gülmedir alıyor beni, yoga meditasyon falan kalmıyor tabii.

Gerçi modern yaşama uygun gülerek yapılan meditasyon şekilleri de varmış. İllaki de kıpırdamadan sessizce durmak gerekmiyormuş kendi özünle temasa geçebilmek için. Dans edereeek, gülereeek, dönereek, göbek atarak, şarkı söyleyerek meditasyon yapılabiliyormuş. Yeter ki parasını verin, ne şekilde isterseniz, o şekilde meditasyon yapmayı öğrenmek mümkün. Tabii hepsinin CD setleri, kitapları ayrı. Hepsinin gurusu ayrı. Guru gürültüüüü.. hahaha

Beni bu kadar eğlendiren ne mi? İşte bu:

http://www.youtube.com/watch?v=XC4AgT-RCvI

2009-06-21

Sevgilime...

Sevgilim... Bu sene toplu kutlanan özel günler konusunda şansımız yok. Aslında düşününce, genelde çoğu toplu kutlamada ya birbirimizden uzakta oluyoruz, yada şartlar kutlama yapmamızı zorlaştırıyor. Aslında biliyorum, sen de benim gibi herkesle birlikte kutlanan bu günlerin özel olmadığını düşünüyorsun. İkilem yaşarız seninle her yılbaşında, her sevgililer gününde. Hem koşulsuzca sürüyü takip etmek anlamsız gelir, hem de herkes birşeyler yaparken içten içe üzeriz birbirimizi diye korkarız.

Bugün 'babalar günü' ve biz yanyana değiliz. Her an sevgini hissetsem, her gördüğüm şeyde seni anımsasam da yanında değilim. Babalar gününü, seninle tanışana, seni baba olarak tanıyana, minik bir bebeğin insana neler hissettirdiğini öğrenene kadar fazla ciddiye alan biri değildim. Anneler günü kutlanmalıydı bence, çünkü annelerdi en büyük fedakarlığı yapan. Babalara da ayıp olmasın diye bir gün çıkarmışlardı işte ama zaten herkes unuturdu bu günü. Bu cehalet ilk bebeğimizi kucağıma alana dek devam etti. Ancak o zaman anladım annenin ve babanın neler paylaştığını, neler yaşadığını bir bebek büyürken. Ancak o zaman anlamaya başladım kendi babamı, kendi annemi.

Birlikte yaşadığımız her an çok özel ama unutamadığım bazı sahneler var. Mesela, 'ben bunun gazını çıkaramıyorum, ne biçim anneyim ben' diye ağlarken, senin sabırla beni sakinleştirmen ve bıkmadan, üşenmeden geceleri de dahil olmak üzere çocukların gazını çıkarman. Bebeklerimiz uyurken kalkıp kalkıp kontrol etmen. Lara doğduğunda altını değiştirmeyi ve yıkamayı bana öğretmen. Her doktor kontrolüne bizimle gelmen.. Hep gülümseyerek anımsayacağım, hep kalbimi ısıtacak daha binlerce anı.

O yüzden ve daha binlerce sebepten, bugün senin günü aşkım. Babalar Günün kutlu olsun.

2009-06-20

Adaların Hazineleri

Bali'den aldığımız üç resmi bugün çerçeveciden aldım. Çok güzeldiler, çerçevelenince daha da güzel olmuşlar.


Bu resimlerin üçü de Bali'nin gelenksel resim tarzı olan Kamasan'ın modern yorumları. İncecik detaylarla adadaki hayatı, törenleri, dansları anlatıyorlar. Tabloların fiyatları ressamın tanınmışlığı ve detayların inceliğiyle ilgili. Yukarıdaki üç resim arasında en pahalı olanı, en küçüğü, koyu yeşil çerçeveli olanı mesela. Bali'deki gelenksel sanat akımları hakkında daha fazla bilgi için tık.

Bunlar da diğer mücevherlerimden bazıları:



Daha neler var neler :)
Sonra, yavaş yavaş çıkaracağım kasadan.

2009-06-19

Sihirli parmaklar

Bozuk plak gibi Bali’den bahsedip duruyorum ama cok guzel, cok ozel bir yer ne yapayim. Hem cocuklarimi cok ozledim, onlarin Bali’deki halleri gitmiyor gozumden. En son Bali grubumuzda cocuklar cogunluktaydi, o yuzden hersey cok heyecan verici, hersey cok ilginc geldi bize. Asirlik tapinaklari gezdik ama tas yiginlari ile degil de karinca yuvalariyla, maymunlarla, pirinc tarlalarinin icindeki su yaratiklariyla, dev agac kokleriyle, ciceklerle, kelebeklerle, volkanlarla ilgilendik bu kez. Tirmanilacak, ustunden atlanacak ne cok sey cikti karsimiza, biz de sastik.

Bir gun klasik restoranimiz Baracca’da otururken, Lara’nin bir elinde
pizza dilimi ile, diger elinin minik isaret parmagini tepemizdeki vantilatore dogrultup dondurdugunu farkettim.

- N’apiyorsun bebegim?
- Bak pervaneyi hizlandiriyorum. Ben boyle yapinca daha hizli donuyor. Magic yapiyorum.
- aa, sen peri misin? Supersin! Dur ben de deneyeyim.
- Sen yapamiyorsun
- Hadi o zaman simdi de yavaslatmayi deneyelim
Parmagini bu kez ters yone cevirdi. “Olmuyor” diye gulumsedi.


Minik perilerim benim, sizi cok ozledim.

2009-06-13

Haftaya hazırlık gazı

Yavru kuşlar babalarıyla Türkiye'de Perşembe günüden beri. Garip bir his, aklım hep onlarda ama sağolsun, Tunç heryerden canlı yayınla gösteriyor neler yaptıklarını. Ne yiyorlar, ne yapıyorlar yakın takipteyim. Herşey yolunda. Lara zaten çok heyecanlıydı gitmeden önce, şu anda çok mutlu. Arda için endişeleniyordum ama o da kiraz, yeşil erik, su böreği, hediye arabalar falan derken alışmış hemen.

Çok yoğun bir hafta beni bekliyor sanki, bol toplantılı, bol fabrika ziyaretli olacak. Ama seviyorum fabrikalara gitmeyi, gerçek yaşantının içine girme imkanı veriyor bana. İşçilerle konuşmayı seviyorum en çok ama onlar benimle konuşmuyorlar kolay kolay. Kumaşalara, ürünlere dokunmayı seviyorum.

Bir konfeksiyon fabrikasındaki en estetik makine olduğunu düşündüğüm kumaş kontrol makinasını seyretmeyi seviyorum.

Örümcek ağı bağlamış gizli köşeleri bulmayı ve ben buraların resmini çekerken etrafımdaki insanların panik halinde temizlikçi bulma çabalarını seviyorum.

Paslı, kocaman, yorgun kapılarını seviyorum.

Evet, motivasyon tamam. Bu gazla hafta sonunu getiririm ben. Yorgunluktan bebeklerin özlemini de az hissederim. Bir hafta geçti mi, kalır iki hafta.

2009-06-09

Ojek mucizesi

Bir haftalik tatilden sonra dun iste ilk gunumdu. Isler birikmis ama kimin umurunda. Bali’den gelmisim, zaten bir iki kere daha gitsem aydinlanacagim, oyle bir ruhani dinginlik geliyor insana. Askimla ogle yemegi yemek istedim. Gidecegimiz yer ise yakin aslinda, normal sartlarda 10 dakika mesafede. Saat 13:30’da da patronla toplanti var. Bizim patron yasli ve huysuz bir adamcagiz, toplantilara gec kalinmasindan hic ama hic hoslanmaz, her turlu gicikligi yapar. O yuzden erken cikiyoruz ogle yemegine ki, vakitlice ise geri donebileyim.

Tam yemekler geldiginde disarida ortalik birbirine giriyor bir anda. Siddetli bir yagmur basliyor gokleri titreterek. Bende hala stres belirtisi yok ya, Tunc diyor, sen bir an once cik, ancak gidersin diye. Saat 1 gibi cikiyorum, nasilsa giderim diyorum ama o 20 dakikalik yagmurun yollari dereye cevirdigini gorunce endiselenmeye basliyorum. Olsun diyorum, yolun karsisinda arabadan inerim, yururum. En kotusu islanirim, ofiste ustumu degistiririm. Derken, sofor birden anayoldan sacma sapan bir yola sapiyor. “Naaptin, Sumadi?” diyorum, “Sudirman cok kalabaliktir Miss, buralardan daha cabuk gideriz” diyor. Hadi hayirlisi. Zaman durmuyor, trafik ilerlemiyor, benim stres katsayim artmaya basliyor. Yurumem mumkun degil bulundugumuz yerden. Toplantiya bes dakika kala patrona mesaj atiyorum, “ben trafige takildim, beni beklemeden baslayin toplantiya” diye.

Tatilde birbirimizi sinir ettik patronla, aramiz nane. Dunya cenneti Bali’de beni keyfimi kacirdigi icin uzgun, sirinlik mi yapmaya calisiyor, yoksa iyice gicik oldu da bana iskence mi yapmak istiyor emin degilim ama dakikada bir ariyor, “nerdesin? Sensiz toplantiya baslamayacagiz.” . Bir kendisi ariyor, bir asistana aratiyor. Arabalar santim santim ilerliyor.. Sakin olayim diyorum, nefesime konsantre olayim, vardir bir hayir gec kalmamda falan diye ugrasiyorum ama mumkun mu sakin kalmak. En sonunda Sumadi’ye “Arabayi kenara cek, hemen bana bir ojek bul” diyorum. Baska care yok, bunu da yasamak varmis.

Kac senedir giydigimi hatirlamadigim, krem rengi saten kumas kapli ayakkabilarima bakiyorum. “Birlikteligimiz bugun sona erebilir, beni affet, bu riski almak zorundayim, seni cok sevdim” diyorum. Yagmurun biraz azalmasi icin umitle gokyuzune bakiyorum, ise yariyor, yagmur neredeyse duruyor, ama caddeler hala su birikintileriyle dolu. Sumadi’nin buldugu motorsiklet taksiye (ojek) dogru kosuyoruz. Kaski basima takiyorum. Arkaya oturuyorum da nereye tutunacagim, adama mi? ayaklarimi nereye koyacagim?


Neyse ki saskinlik kisa suruyor, hemen etraftaki insanlara bakip onlar gibi oturdugum yere tutunuyorum bir elimle. Diger elimle de cantami saglama alip yola cikiyoruz. Ojek soforu tecrubeli, su birikintilerine girmiyor, motoru fazla sarsmiyor, benim tecrubesiz oldugumun farkinda, belli ki Sumadi uyarmis. Hemencecik ofise geliyoruz. 1,5 dolar veriyorum gidiyorum, adam arkamdan seslenince farkediyorum, kaski cikarmamisim. Gulerek geri iade ediyorum.

Kosa kosa ofse gidiyorum, stres kalmamis bende. Jakarta sokaklarinda ojekle dolasmisim patronun fircasindan mi korkacagim? Yasli adamin surati kizarmaya baslamis ama ben iceri girince hemen ilk ojek tecrubemi anlatmaya, dagilmis saclarimi duzeltip ustumdeki kurumus camur damlalarini silkelemeye baslayinca o da gulumsuyor. Ayakkabilarima da birsey olmamis, iyice keyifleniyorum. Pozitif enerji bulasici, beyaz kadinin ojekle toplantiya yetisme macerasi herkesi neselendiriyor.

Iste boyle komik bir gundu dun.

2009-06-07

Bali'ye kadar gitmiştim de..

Ama maalesef gene döndüm... En kısa zamada işleri toparlayıp yazacağım.
Lara giderken 'Anne, biz Bali'de mi yaşayacağız artık?' diye soruyordu. Ah be güzelim, gönül başka neresini ister ki yaşamak için, keşke.. Belki bir gün, istemeye ve hayal kurmaya devam.