2010-01-28

LEMBEH'IN UZAYLILARI

Lembeh’teki gunlerimiz oyle guzeldi ki, hala animsadigim zaman yuzume huzurlu bir gulumseme yerlesiveriyor. Lembeh dalislari „muck dive“ denilen cinsten, yani cercopun, kumun icinde minik canlilar ariyorsun buluyorsun. Mercan da var ama genelde dalislar kumda basliyor, sonra da 5-6 metredeki mercanlik bolgede emniyet dekolarini yaparak bitiyor. Zaten o kara kumlarda oyle ilginc canlilar var ki, kafani cevirip mercanlara bakmiyorsun.

70-75 dakika suyun altinda kalip, gene de cikmak istemez mi insan? Istemiyor iste. En son Sipadan’daki Baracuda Point’te boyle hissetmistim. Yillardir dalislarda yeni seyler gormuyordum. Sikayet kesinlikle degil cunku cok guzel ve zengin yerlere dalis yaptigim icin beni sasirtacak birsey cikmiyordu karsima. Lembeh’te hayatimda ilk kez karsilastigim bir suru canli gordum, hem de ne canlilar. Onlari tarif etmek zor, en iyisi yuksek musadeleriyle Tunc’un resimleriyle anlatmaya calismak.



Bunlar sadece bazilari. Mesela oyle bir olay yasadik ki, gercekten gunumuzun can cekisen doga sartlarinda sahit olunmasi cok nadir olsa gerek diye dusunuyorum. Genelde balon mercanlarinin altina gizlenen ve binbir guclukle gorunen Orangutan yengecleri Lembeh’te halatlarin ustunde, orada burada, heryerde. Bir halatin uzerinde buldugum Orangutan Yengecini Tunc’a gosterdim. Tam resmini cekmek icin kamerayi dogrulttu ki, nereden geldigini anlamadigimiz bir Spider Crab, bizimkine saldiriverdi. Bir anda bu iki nadir yengec birbirlerine girdi. Tunc fotograflari birsey anlasilmadigi icin pek begenmese de, ben bu ozel ani belgeledigi icin cok degerli buluyorum ve sizlerle paylasiyorum. Bakalim resimdeki iki yengeci gorebilecek misiniz?

Dalis liderimiz Detmon, bizim her turlu nazimizi ceken, aslinda yasantisini sualtinda surdurmesi gereken yari amfibyen bir arkadasti. Sirtinda yuzgec goremedim ama kesin saklamistir diye dusunuyorum, yoksa sualtindaki her canliyla bu kadar rahat iletisime giren biri nasil olur, 3-4 mm’lik harika canlilar nasil bulunur koca denizde? Gercekten Detmon olmasa, buyuk ihtimalle gorduklerimizin onda birini gorurduk. Karada yasantisini surduren bir canlinin gozunun secmesi, beyninin algilamasi zor yaratiklar buldu gosterdi bize. Cok fazla fotografci nazi cekmisti belli ki, gidilecek noktalardaki yaratiklara gore, bir gun oncesinden hangi lensi takmasi gerektigini soyluyordu Tunc’a.



Iste bu yaratigi da yine Detmon gosterdi bize. Nereden cikti anlayamadik, ne olduguni hic anlamadik. Ciktigimizda neden butun dalisi bu hayvanin basinda gecirmedik diye hayiflandik. Bu yaratik bu dunyadan olabilir mi sizce? James Cameron hakli galiba (bknz. Abyss)

2010-01-26

LEMBEH BOĞAZI

Lembeh’te kalacagimiz otel, Kungkungan Bay Resort, Santika’dan bizi ozel bir aracla aldirdi ve Manado’dan Lembeh’e yaklasik 2 saatlik bir yolculuk yaptik. Cocuklar bu kisa yolculugu uyuyarak gecirse de, biz yol uzerindeki koyleri, sevimli kiliseleri, kamyonet kasasina dolusup kiliseye giden saclari yapili, kirmizi ojeli suslu teyzeleri, inek arabalarini seyrederek cok keyifli bir yolculuk yaptik. Sokaklarin temizligi ise bizi cok sasirtti. Jakarta’nin pisliginden sonra her evin onunde biri sari, biri yesil olmak uzere ikiser tane cop tenekesi gormek, insanlarin zaten yemyesil olan bahcelerini bir de birbirinden guzel saksi cicekleriyle suslemesi bende saskinlik, hayranlik ve saygi uyandirdi.



Lembeh bogazi inanilmaz guzel, ruya gibi. Yemyesil yagmur ormanlarinin denize aktigi kara parcalarinin arasindan akip giden capcanli bir deniz, siyah volkanik kumsallar ve guler yuzlu insanlar.


Kungkungan Bay Resort’u Lara „Jungle Hotel“ olarak tanimladi, gercekten de oyle.


Evler ormanin yamaciyla deniz arasindaki daracik bolgeye kurulmus. Odanin hemen onu cocuklarin mangrove ve palmiye golgesinde oynayabilecegi o harika kumsal, arkasi da yagmur ormaniydi. Hayat gecmez mi burada?


2010-01-24

Hain bir mim

Bu seferki mim çok hain, çanta mimi. Bayanların çantası karıştırılmaz ya hani, işte o kutsal, dokunulmaz çantaların sırlarını ifşa eden mim. Kim çıkardıysa esefle kınıyorum :)
Artık kaçış yok, Beste mimlemiş. Ben de kirli çamaşırlarımın bir kısmını döküyorum ortaya. Benim hayatımda üç çanta oluyor efendim, bir çocuklarla çıktığımda aldığım çanta, bir günlük çanta, bir de bilgisayar çantam. Asıl pandoranın kutusu bilgisayar çantam ama mim 'bilgisayar çantası mimi' olmadığı için bunu açmıyorum, böyle daha da hain bir mim çıkabilir her an diye Pazartesi ilk iş bilgisayar çantamı temizleme kararıyla kapatıyorum hafta sonumu.

Buyrun bu benim işten gelip koltuğa attığım haliyle çantam:


1. Eşarp
2. İşle ilgili dosya, kelebekli deri kurdeleli defterim ve çirkin hesap makinem
3. Bozuk para çantam
4. can kurtaran çanta bir
5. Ambasador Mall'dan alınmış kopya DVD'ler
6. can kurtaran çanta iki
7. Bir arkadaşımın Nepal'den hediye getirdiği kolye , kesesi içinde
8. Cüzdana konmamış paralar
9. El kremi
10. Dim Sum restoranından araklanmış ıslak mendiller
11. Cüzdan

Gelelim şu can kurtaran çantalara, hafta içinde bir kaç çanta değiştirdiğim için bu minik çantaların görevi çok kritik. bunları aldığım zaman hayati şeyleri yanıma almışım gibi hissediyorum. Bunların içeriği de şöyle:

1. Kağıt mendil
2. Evren'in lebkuchen tarifi
3. Bilimum kalemler ve silgi
4. Bir adet oyun parkı kartı
5. aynı restorandan araklanmış bir ıslak mendil daha
6. Deniz kabukları
7. Ruj
8. bunun ne olduğunu bilen var mı? he he
9. minik kağıt törpüler
10. sivrisinek kovucu losyon
11. Geçen sene Chinese New Year'da arkadaşımın annesinin verdiği, içinde para olan ve bir yıl çantamda taşımam gerektiği söylenen uğur zarfı
12. lastik toka
13. ıslak mendil
14. bir fabrikanın bahçesinden aldığım çiçek tohumu
15. antiseptik el sıvısı
16. şeker
17. bir arkadaşımın kendi elleriyle yaptığı metalden kitap ayıracı.
18. naneli sakız

Çanta iki:

1. Telefonun kulaklığı
2. Telefonun şarjı
3. İşyeri kimlik kartım

Budur...
Merakımdan deli kız Duygu'yu mimliyorum.. hi hi hi

2010-01-21

MANADO, BUNAKEN

Taaa gecen sene tatil anilarima ertesi gun devam edecegimi soylemisim, sozumu tutmamisim. Oysa daha neler var anlatacak, muhtesem dalislar, minik sirin kasabalar, uzaylilari andiran yaratiklar ve benim kirkima uc kala bikiniyle sanatsal pozlar verme hikayem. Neyse, gec de olsa kaldigim yerden devam ediyorum.
Kaldigimiz otel, Santika, mangrove agaclariyla kapli bir koya kurulmus, sirin bir oteldi. Mangrovelar, okyanus kiyilarinda, ozellikle gel gitlerin yogun oldugu ve denizin organik iceriginin yuksek oldugu tropik bolgelerde yetisiyor. Buharlasma sebebiyle, mangrove koklerinin bulundugu sular aslinda denizden cok daha yogun bir tuz oranina sahip oluyor. Mangrove agaclarinin toprak erozyonunu onleme ve karayi buyuk dalgalardan, minik tsunamilerden koruma gibi onemli ozellikleri var. Bunun disinda bir ise yariyor mu bilmiyorum ama gun icinde alcalip yukselen sularla, inanilmaz bir gorsel solen sundugu bir gercek.

Santika’da dalis merkezinden tekneye gitmek icin, mangrove agaclariyla cevrili bu iskeleden yurumek gerekiyor. Bizim orada bulundugumuz gunler genelde yagisli gectigi icin, bu iskeleyi kuru yurudugumu hatirlamiyorum. Dalis merkezi cok sirin, tropik bir yapida olsa da, son derece profesyonelce isletiliyor. Guvenlik ve acil durum prosedurleri oturmus. Kiralik ekipman kalitesi de son derece yuksek. Sabah tekneyle cikip iki dalistan sonra donuluyor, ogle yemeginden sonra da bir dalis yapiliyor. Ekstra dalis isterseniz yapmak mumkun ama biz biraz cocuklarla da vakit gecirmek icin yapmadik.

Bunaken’deki dalislar genelde hep genis acilikti. Daha once baska yerlere hic gormedigim, yada cok kucuk hallerini gordugum bazi mercanlarin dev gibi hallerini gordum. Bir ara 8 tane gri resif kopekbaligi bizi 40 metrelere dogru cagirsa da gitmedik. Yukaridan el sallamakla yetindik, uzaktan da olsa onlari gormek cok iyi geldi bize. Koskocaman travelly’ler, normalda birer ikiser tane gorulen baliklarin suruler halinde dolasmasi beni cok etkiledi. Bir kaya parcasi vardi ki, butun girintileri anemonla, butun anemonlar yaramaz anemon baliklariyla doluydu. Tunc guzel bir kompozisyon yakalabilmek icin bana baliklara yaklasmami isaret ederken, en kavgaci olani beni kovalamaya calismakla mesguldu. Cok sevdim onu, yuvasini ve yavrularini dev canavardan korumaya calisan bir anneydi o bence.

Akintilardan bahsetmistim daha once. Cok akintiliydi. Asagi, yukari, saga, sola.. Bu kadar ani yon degistiren akintilarla ilk defa burada karsilastim. Zaten ilk dalista bacaklarima, ayaklarima surekli kramp girdi. Neyse ki sonraki dalislarda kaslar alisti, ben meyve ve vitamine asildim da, bir daha tekrarlanmadi.

Manado’da dalislardan feraget edip kara turu yapmadim ama aklim kalmadi desem yalan olur. Java da yesil ama Manado’daki yesillik ve doganin zenginligi beni kendine hayran birakti. Her yer, ama her yer gokyuzune uzanan palmiyelerle ve kocaman yagmur ormani bitkileriyle kapliydi. Tatilde kendimle ilgili bir kesifte bulundum ki o da egri duran palmiyeleri, dumduz duranlardan daha cok sevdigimdi. Tropik firtinalara daha kolay karsi durmak icin egilmisti bu palmiyeler ve o upuzun govdeleriyle dik duran agaclardan daha fazla bir yuku gogusleyecek kadar gucluyduler. Benim gibi denize sevdaliydi onlar, o yuzden yapraklarini gokyuzune degil de, denizin mavisine yaklastirmak icin zarifce denize yonelmislerdi. Daha farkinda, daha guclu, daha romantikti onlar.
Manado'da sehir merkezindeki uyduruk alisveris merkezine, eksikleri tamamlamak icin iki kez gitmek zorunda kalsam da, otel disinda birseyler yemeye cesaret edemedim. Nufusun cogunlugu Hristiyan oldugu icin herhangi bir etin domuz olma olasiligi yuksek. Haydi domuz neyse de, bolgede kopek, fare gibi normalde yenmeyen hayvanlarin da etleri yeniliyor. Sehir icinde rahatca bulunur mu bilmiyorum ama dag koylerinde oldugunu biliyorum. Neyse, bu konuyu kapatiyorum, cunku kopek, yunus, at, tavsan gibi hayvanlarin insanlar tarafindan yeniliyor olmasi benim cok sinirimi bozuyor.

Burada 5 gun gecirdikten sonra Lembeh’e gitmek icin yola ciktik.

2010-01-18

I lab you

Dün akşam yatmadan önce duş için banyoya gittik. Giysilerini çıkarmak için dizlerimin üzerine çökünce, yüzümü ellerinin arasına aldı, gözlerimin içine bakıp 'I lab you' dedi ve yanağıma yumuşacık bir öpücük kondurdu. 'I love you' deyip sarıldım, öylece durduk bir süre. Babandan başka bir erkeğin kalbimi böyle çarptıracağını hayal bile edemezdim. Sen o upuzun kirpiklerini kırpıştırınca dünya duruyor sanki.

2010-01-17

İçinden müzik ve kaka geçen yazı

Çok garip bir gece geçirdik ailece geçen akşam. Bizimkiler hala gündüz uykusu uyuyorlar. Ancak geçen gün okul çıkışı Lara'nın arkadaşı geldiği için düzenleri şaşmış, öğle uykusuna çok geç yatmışlar. Aslında böyle durumlarda hiç uyutmuyoruz ama öyle kudurdular ki demek, dayanamayıp uyuyakalmışlar. Lara fazla uyumadığını iddia etse de, biz 8 gibi eve geldiğimizde 'aaa, ne güzel bu gece geç gelmedin' diyebildiğine göre, biz gelmeden hemen önce uyanmıştı diye düşünüyorum. Arda ise hala uyumaktaydı. Mıncıklayıp uyandırmaya çalıştım ama oralı bile olmayınca bütün gece uyuyacağını düşünerek yatağına yatırdım.

Lara'yla kız kıza harika bir gece geçirdik. Okullarında her dönem düzenlenen yetenek şovuna katılmak istiyor diye geceyi bu işe ayırdık. Hangi şarkıyı söyleyecek diye araştırma yaptık önce. Marry Poppins ve Abba'nın bütün şarkılarını dinledik. Alakasız ama çocuk bunları seviyor ne yapayım. Sonunda Mamma Mia'ya karar verdi. Daha sonra kostüm tasarlamaya başladık. Ben klasik moda çizimi kadını yapınca kızdı bana 'anneeee, ben büyük değilim ki, neden küçük kız çizmedin?' diye. Ben küçük kız çizmeyi beceremeyince sabırla öğretti. Bir sürü kostüm alternatifi çizdik, sonunda tek omuzlu mini elbise ve uzun beyaz çizmelerde karar kıldı.

Yatma vaktini çoktan geçmişti ki, benim çok uykum gelince uyumaya razı oldu. O kadar yoğun bir paylaşım yaşadıktan sonra gece de benimle yatmak istedi. Babadan özel izin aldık ve Lara'nın deyimiyle 'kız kıza pijama partisi' yaptık. Şova kendini öyle kaptırmıştı ki, uyumak bilmedi. Şov ve kostüm konusunu zar zor kapattıktan sonra,bir süre de kiminle evleneceği ve düğününde Harvey Nichols'da görüp bana gösterdiği elbiseyi hangi ayakkabıyla giyeceği konusunda konuştu ve saat 11:30 gibi uykuya daldık. Yoğun ve yorucu bir hafta geçirdiğim için hemen derin bir uykuya daldım.

Sonra gece bir ara beni dürten minik bir elin ısrarlı dokunuşuyla uyandım. Baktım, Arda, 'gel yat' deyip onu da Lara'yla benim ortama yatırdım. Ama adam uykusunu almış, enerjisini toplayıp gelmiş, rahat durur mu hiç? 'Çabuk uyu bakayım' diye çıkışınca çekti gitti babasının yanına. Ben o kadar yorgundum ki, cidden kendimi yataktan kaldıracak gücüm yoktu. Sonra bir ara Tunç'un başıma geldiğini ve 'Arda yemek istiyor, ne yapayım?' dediğini hatırlıyorum. Sonra uykumun arasında derinden 'Selen, Arda kaka yaptı', 'Selen! Kaka yere düştü' diye çaresiz seslenmeler duydum sanki. Bir süre sonra bu seslenmeler su seslerine karışıp kayboldu. Bayağı bir uyuyup, Lara'nın üstünü örttüğümde ise Arda'nın sesini duydum gibi geldi ama ihtimal vermedim gerçek olduğuna. Nitekim kısa bir süre sonra sabah ezanı okundu, o saate kadar ayakta dikilmiş olamazdı ne de olsa.

Ancak sabah olup da Tunç'un yüzünden düşen bin parçayı görünce akşam yaşananlar bir anda hızlı çekim gözümün önüne geldi tabii ki. Buradan kocama sesleniyorum: Sevgilim, boşver, bir geceyi uykusuz geçirdin ama büyüyünce 'ulen ben gecenin köründe senin bokunu yerlerden temizledim' söylemini geçerli kılacak bir tecrübe yaşamış oldun. İlerde işimize yarabilir, unutmayalım diye buraya yazıyorum bak. Bana da teşekkür edeceksin, kalkıp senin olayını bozmadım diye. Bütün babaları bu vesile ile kaka temizleme olayında aktif rol almaya çağırıyorum, HAYDİ BABALAR KAKA TEMİZLEMEYE!

NOT: Bu arada çiş ve kaka konulu çok fazla yazı birikmeye başladı. Arda veleti tuvalet olayını tez vakitte çözmezse, benim buraya 'Kaka' diye bir kategori açmam gerekecek sanırım.

2010-01-11

Ok yaydan ne zaman çıkacak?

Papua’daki altın madenleri dünyanın en zenginleri arasında yer alıyor. Petrol, elmas ve diğer bütün değerli madenlerin kaynaklarında olduğu gibi, burada da asırlardır huzur ve barış nedir bilmeden yaşayan insanlar var. İlişkiler hep gergin, yerli kabileler üzerinde oynanan oyunlar her zamanki bayat ama etkili kaos oyunları. Gazetede bugün gördüğüm haber ve fotoğraf, senaryonun bayatlığına rağmen çok ilginç geldi ve burada kayıt altında almaya değer buldum.

Papua’nın Mimika bölgesinde iki kabile, bir tecavüz davası yüzünden savaşmaya başlamış. Ancak bu savaş, günümüzün silah teknojolisinden çok uzak bir teknikle, mızrak, ok ve yayla yapılıyor. Kabileler birbirlerine ok,yay ve mızrakla saldırıyor. Günlerdir süren çatışmaların bilançosu 70 küsur yaralı ve sadece (maalesef) bir ölü.

Bu ilginç savaş benim kafamı çok karıştırdı açıkçası. Öncelikle ilk aklıma gelen seneler önce, sokaklarında bellerinden kocaman hançer ve kılıçlar sarkan adamların gezdiği Port Sudan’da bize anlatılan kabile savaşını anımsattı. İki kabile toprak kavgası yüzünden birbirine düşmüştü. Hakkını mahkemede aramaya çalışan ve davayı kaybeden kabilenin üyeleri, mahkeme çıkışında diğer kabilenin reisinin boğazını kesmişti. Bu kez ortalık öyle bir karışmıştı ki, geceleri sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti. Biz de o sokaklarda dolaştık ya, çocuksuz insan cesareti işte. Şimdi olsa gitmem bile. İşte bu kabile savaşı bana bunu anımsattı. Ancak ondan çok daha masum geldi, ve hatta kullanılan silahlarda bu insanların onurunu, masumiyetlerini, saflıklarını, geleneklerine bağlılıklarını gördüm sanki.

Henüz büyük güçlerin ilgi alanına girmemiş bu bölge demek ki, yoksa makineliler çoktan tutturuldu kabile üyesi çocukların ellerine. Umarım buralar en kısa zamanda huzura kavuşur ve sahip oldukları doğal zenginliklerden bölge halkı faydalanabilir.
Dünya üzerinde akan tüm kanların en kısa zamada durmasını, kanayan tüm yaraların en kısa zamanda sarılmasını diliyorum bir kez daha yürekten.

2010-01-06

Borazan

Tatil yazılarına devam etmeden önce, daha önce hiçbir yerde görmediğim bir kutlama aksesuarından bahsetmek istiyorum:

Bunlar kağıttan yapılan, daha sonra rengarenk bantlarla süslenen müzik aleti şeklinde borazanlar. Ağız kısımlarına birer düdük yerleştirilmiş bildiğimiz borazan işte. Yapanların, tasarlayanların yaratıcılığı ise şapka çıkarılacak cinsten, neler var neler. Boy boy saksafonlar, obualar, trompetler, zurnalar, gitarlar, yılanlar, ejderhalar... İnanılmaz güzeller.


Geçen sene bir kaç tane almıştık, bu sene biraz daha aldık. Yılbaşında yemek sırasında sağa sola koydum, çok hoş ve renkli birer dekor oldular. Saat 12'ye yaklaştığında ise herkesin elinde bunlardan bir tane vardı. Bizim gürültümüz komşu evlerden ve sokaklardan gelen borazan seslerine karıştı, hatta bir ara komşulardan biriyle karşılıklı atıştık. Çoluk çocuk mutlu etti biz bunlar yılbaşında.

Şimdi de kalk borusu, yemek borusu, kavga ayırma borusu şeklinde işe yarıyor. Yılbaşı sonrası rehaveti üzerinden atamamış blogculara çalıyorum şimdi düüt dürü düüüt düüüüt, uyanın hareketlenin bakayim.

2010-01-04

En sulu yilbasi kutlamasi

2009’a bizbize girmistik, sessiz, komsu evlerdeki eglenceleri ve havai fisekleri icimiz hafiften burularak dinleyerek ve izleyerek. 2010’a girisimiz ise tam tersi oldu, dolu dolu, arkadaslarimizla birlikte, eglenceli, gurultulu, hafif, huzurlu. Uzun zamandir ilk defa uykum gelmeden, yorgunluktan bitkin dusmeden, dakikalari saymadan saati 12 ettim.

Yilbasi kutlamasi icin kararlastirdigim seylerin cogunu yaptim, tabii ki bazi degisikliklerle. Mesela Ozbek pilavindan vazgectim, cocuklar yemez falan diye. Onun yerine safranli pilav yapip, bademle susledim. Ortaya da kuzu bacagini oturtunca yeterince ozel oldu. Meze isine humus disinda hic karismadim, Yasemin ve Oykum birbirinden lezzetli mezelerle sofrayi donattilar.

Tatlida cikolata fonduden vazgecip, Tunc’un spesiyali waffle olayina girdik. Iyi ki de oyle yapmisiz, cok eglenceli oldu. Bir gece onceden tamamen goz karariyla, tadina falan bakarak gayet iptidai bir sekilde hamurunu hazirlayan kocam, benim yemek yapmaya dair tum teorik bilgilerimi altust ederek, harika lezzette waffle’lar yapti bize (DYYYSOKKO adina bir dakikalik protesto durusunda bulundum tabii ki). Mis gibi kokular eve yayildikca bastan cikip siraya girdik. Sonra da bilimum kalorili seylerle uzerini doldurup mideye indirdik.


Yemekten sonra butun cocuklarla Hazine Avi oyunu oynadik, tabii ki annelerin yardimiyla. Kestane bulamadim, lebkuchen yapamadim, tombala falan gibi oyunlar oynamaya ise firsat ve gerek kalmadi. Cunku dedigim gibi zaten cok eglenceli vakit gecirdigimiz icin 12’yi beklerken kendimizi oyalayacak seylere ihtiyac duymadik.

Saat 12’ye yaklasirken balonlari havuza attim ve havuzun cevresini cocuklarla boyadigimiz mumluklarla susledim. Ne hostur ki, hickimse mirin kirin etmedi, pasa pasa mayosunu giydi geldi. Havuza atlamak icin 12’yi bekleyemedik, cevre evlerden yogun bir sekilde havai fisekler atilmaya baslaninca, biz da gaza gelip atladik havuza. Borazanlarimizi da yanimiza alip, islak ve gurultulu bir sekilde 2010’a girdik. Cocuklar da buyuklerde cok eglendi.

Cocuklar usumeye baslayinca zar zor havuzdan ciktik. Sonra da havai fisekleri atesledik birer birer. Atilan onca fisegin sopalari nereye dusuyor merak ettik hepimiz, kafamiza dusmedigine icten ice sevindik. Mutlu, hafif, ferah, cok ama cok guzel bir yilbasi kutlamasiydi. 2010’un her gununun agzimizda ayni lezzeti birakmasini diliyorum.

2010'a kendime yeni bir is yaratarak basliyorum, Ingilizce bir blogla. "Neyi dusunerek yaptim, az mi is var di basimda, sanki Turkce'sine tam yetisebiliyormusum gibi..vidi vidi" falan turu dusunceleri kendimden uzak tutuyorum. Bunun dogru hareket oldugunu, simdinin dogru zaman oldugunu hissediyorum ve her zamanki gibi gozlerimi kapatip atliyorum. Haydi hayirlisi.

NOT: Kirmizi don giymeyenler, giyemeyenler uzulmesin, cunku neydi?....
2010 Chinese New Year tarihi 14.Subat, takvimlerinizi isaretleyin, kirmizi donlarinizi hazirlamaya baslayin. Sevgililer gunune denk geliyor, unutmazsiniz.