2010-02-25
Bagirsak alir miydiniz?
Sherlock Holmes’ten agzimda kalan tatla esimin Kurtadam’a gitme teklifini kabul ettim. Ne de olsa masalsi bir hikayeydi, yine Ingiltere’de benzer zamanlarda geciyordu falan. Film boyunca da cok ilginc sonuclanabilecek detaylar yakalamis olduklarini farkedip, merakla bunlarin nasil sonuclanacagini bekledim. Mesela babasinin kurtadam olmasi, babanin kurtadam oldugunu bildigi halde senelerdir yaninda kalip ona bakan Hint’li hizmetkar, babanin kurtadam virusunu Hindistan’dan kapmis olmasi, Cingene kadinin kurtadam tarafindan isirilan adamin yaralarini dikerken „sadece sevdigi kisi tarafindan kurtarilabilir“ diye bir detay vermesi falan gibi.
Ama sonra ne oldu, bu ortaya atilan detaylarin hicbiri bir yere baglanmadi. Zekice sonuclandirilabilecek pek cok esrar ortaya ciktiktan sonra, seyirciye sunulan bol kanli bagirsak sahneleri oldu. O ne oyle yahu, boyle mi cekilir kurtadam filmi? Ic organlari uzerine bir film cekeceksen ne diye o tur detaylari kafasina sokuyorsun izleyicinin? Hint’li usak oldu, neden senelerdir bu kurtadamin yaninda kaldi, Hindistan yaninda mi getirmisti kurtadam baba onu? Hindistan’daki kurtcocukla bir ilgisi mi vardi? Esrarengiz zemini hazirla, sonra git kuru kuru oldur adami, is mi? Kurtadam baba, kucuk oglunu neden oldurdu durup dururken? Seven kadin gitti gumus kursunla oldurdu kurtadami, hani kurtaracakti? Bu muydu yani kurtulus? Zaten herkes oldurebiliyor kurtadami gumus kursunu bulduktan sonra. Ne oldu „sevginin gucu“ olayina? Madem adami vurup oldureceksin, bari hic oyle bir yem atma izleyiciye, degil mi? Ayrica o Cingene bilge kadindan da saglam bir buyu beklerdim, kizin alnina ayakustu parmagini basip gonderdi. Olmamis… Ben filmi seyrederken otuz tane senaryo yazdim bile kafamdan.
Sevmedim ben bu kurtadam filmini. O kadar cok bagirsak mide falan gormek istesem, giderim kasap vitrinini seyrederim. Tunc sevdi gerci, itiraf etmedi ben o kadar yuklenince ama anladim ben. „Anthony Hopkins’e cok para gitmis, o yuzden herseyi sonuca baglayamamislar, para kalmamis“ diye komik bir yorum yaparak konuyu kapatti. Senaryonun ve yonetmenin aciklarinin bol bagirsak ve kanla kapatilmaya calisildigi vasat bir filmi son derece romantik bir sekilde seyretmis olduk.
O kadar cok bagirsak gorunce Turk’un aklina ne gelir? :)
2010-02-19
Binbir gece masallari
Aksam rituelinden sonra minikleri yataga gonderiyoruz. Her zamanki kuralimiz, eger yatmalari gereken saati gecirirlerse, gece kitabi okunmayacak. Yani soz dinleyip erken yatmanin odulu kendi sectikleri birer kitabi okumak, biraz yatakta oynasmak. Ama bu saat gecerse birer opucuk verip, isigi kapatip cikarim gozlerinin yasina bakmadan. Hikaye okunsun yada okunmasin, erken ya da gec olsun farketmez, eger hala uyumak istemiyorlarsa, hele de iceride biz film seyrediyorsak yada misafirimiz varsa eglence bundan sonra baslar.
Iki minik, mahzun bakislarla elele tutusarak yavasca iceri suzulurler. Kapida durup, sessizce bizim onlari farketmemizi beklerler. Bahane coktur ne de olsa, her geceye ayri hikaye yazilir. Arda’nin cisi gelmis olabilir, Arda susamis olabilir, Arda korkmus olabilir, karni agriyor olabilir, odada vizilti duyulmus olabilir, klima cok acik yada cok dusuk ayarda olabilir, bir yerleri kasiniyor olabilir... Bu senaryolarda Arda huzunlu bir sekilde sessizce gozlerimizin icine bakarken, konusmayi Lara yapar. Olayin kurgusu onceden yapilmistir, Lara fisir fisir talimatlari vermistir „simdi sen karnini tut”, “sen simdi susamis ol, tamam mi?” gibi. Bazan Arda isbirligi yapmaz sanirim, o zaman Lara tek basina gelip kendi rolunu tek basina oynar yada Arda’yi sikayet eder. „Arda cok konusuyor, uyuyamiyorum“ yahut „Arda gurultu yapiyor uyuyamiyorum“ diye. Ilki gercekci olmasa da, ikincisi genelde dogrudur, cunku Arda’nin uyumak icin yanina aldigi oyuncaklar genelde araba oldugu icin bunlari uyuyana kadar tikirdatir. Bazan da yagmurdan yada gok gurultusunden korkarlar ama bu durumda cocuklara sonuna kadar hak verilir cunku tropik firtinalar evi titretecek sekilde gurledigi icin, yumak olur, birlikte firtinanin gecmesini bekleriz. Uyumak mumkun degildir o seste.
Firtina yoksa, cocuklar gerisin geri yataga gonderilirler. Susamislarsa su verilir, cis gelmisse yada karni agiryorsa tuvalete goturulur, Arda gurultu yapiyorsa Arda’ya „gurultu yapma“ denir ve onlar tatmin olmamis bir sekilde yataga donerler. Bazi geceler bu fasil bir kac kez takrarlanir. Her gecenin hikayesi farklidir ama hep ayni sekilde, onlari yataga gondererek biter.
Bazan isyan bayraklarini cekerler. Birsey isterler, herhangi bir sey olabilir. Benimle yatmak isteyebilirler, hic yatmak istemeyebilir, bir kitap daha okumami isteyebilir, olasiliklar sonsuz ama ortak nokta o an gerceklestirilmeyecek birsey olmasi. O zaman kollarini kavusturup, kafalarini goguslerine dusururler ve somurturlar. Ya kapinin arkasinda, yada yataklarinin dibinde yanyana dururlar. Biri ne yaparsa digeri de onu takip eder isyan ciktiginda. Ikincisinin isyan sebebini anlamasi, bilmesi, hak vermesi hatta alakali olmasi gerekmez. Dayanismanin muthis bir ornegi vardir bu kez sahnede. Gulmemek icin yanaklarimizi isirarak isyani yatistirir, hikayeyi yine yatakta bitiririz.
2010-02-15
Prenses sendromunun insanliga zararlari
Bu senelik ritueller tum dunyada genelde ayni gunlerde kutlaniyor, sevgililer gunu, anneler gunu, cart curt gunu gibi. Sevgi ve duygu dolu mesajlarla butun medya araclari kullanilarak insanlara direk ve endirek olarak tuketim gerekliligi isleniyor. Sevginin ancak maddi hediyelerle gosterilebilecegi, surpriz yapilmasi gerekliligi kaziniyor beyinlere. Sevilen yada yeteri kadar sevilmese de kendini seviliyor hissetmesi istenen kisinin mutlu olmasi icin gereken sartlar ve kurallar bastan belirlenmis zaten. Cicek sart mesela. Ne kadar pahaliysa sevgi o kadar buyuk demek. Yuzuk, mucevher, surpriz tatiller, pahali her turlu hediye bu rituellerin en onemli elementlerinden.
Prenses sendromu, kadinlarin ortacag ogretilerinden kalma rollerinin uzantisi aslinda. Akilli, ileri goruslu, hayatini bilime yada icsel yolculuklara adayan butun kadinlarin cadi suclamasiyla yakilip katledilmesi sonucunda ortaya cikan sessiz, korumaya, sevgiye ve ilgiye muhtac, ancak bir erkegin sayesinde mutlulugu bulabilen insan modelinin temeli. Erkekler icin de guc, statu, ustunluk gostergesi.
Aslinda tuketim amacli butun bu tur kutlamalarin insanlara dayatilip, duygu somurusu haline getirilmesi basli basina bir sorun. Kutlasan bir turlu, kutlamasan bir turlu. Hediye almasan kendini suclu, alsan salak gibi hissedersin. Hediyeyle kime neyi ispatliyoruz? Karsimizdakini sevdigimize kendimizi mi, yoksa onu mu inandirmaya calisiyoruz? Gercek sevgi maddesel hediyelere ihtiyac duyar mi? En guzel hediye sabah yanaga konan bir opucukle uyanmak degilse sevgi nerede?
Iste bunun icin, kutlanmasin sevgililer gunu. Kadin dergilerindeki anketlerde “suprizlerden hoslanir misiniz?” sorusu olmasin, hatta kadin dergileri olmasin, yasaklansin. Kiz cocuklarina kirk gun kirk gece dugunle, sonsuza kadar mutlulukla biten masallar okunmasin. Pamuk Prenses, Sindrella da yasaklansin. Filmlerde sampanya kadehinden cikan yuzuk sahneleri olmasin. Kadinlarin bilincaltina mutlulugu baskalarinin davranislarinda, hediyelerinde, surprizlerinde bulma fikirleri islenmesin. Sevginin olcutu pirlantanin buyuklugu, cicek demetinin pahaliligi, gelinligin kabarikligi olmasin. Tek tas hayali kuran ve takan kadinlara zorla “Blood Diamond” filmi seyrettirilsin. Sigara paketlerinin ustune kanserli insan resimleri basmaya mecbur kiliniyor ya sigara sirketleri, elmas ve pirlanta satan kuyumculara da bu ugurda hayatini yitiren yada sakat, ailesiz kalan Afrika’li cocuklarin resimlerini asma zorunlulugu getirilsin. Kimse bir baskasi tarafindan mutlu edilme beklentisine girmesin. Gercek sevgi olsun davranislarimiza yon veren, kalbimizin taa dibinden fiskiran ve tum evrene yayilan sevgi. Hayatin her saniyesi aski kutlayarak gecsin.

2010-02-12
Kaplanin Yili

Kaplan, cesaretli, otoriter, karizmatik, hirsli, maceraci, dinamik ve biraz da dramatik bir karakter. Cin astrolojisinin ucuncu sembolu oldugu ve baharin ilk aylarina hakim oldugu icin ayni zamanda yeni baslangiclari, degisiklikleri, yenilenmeleri simgeliyor. 2010, Yang metal kaplan yili, metal ve yang kaplanla birlesmesi bol hareketli, degisimlerle dolu, belirsiz ve krizlere acik bir yil bekliyor bizi demek oluyor. Kaplanin elementi tahtaymis, kaplan metalle uyumlu olmadigi icin calkantili bir yil olabilirmis. 2009 okuz yiliydi ve yavas, temkinli, tedbirli hareket edilmesi gereken bir yildi. 2010’da ise tam tersi hizli, akinti degisikliklerini hemen algilayip hareket tarzini degistirebilecek ceviklik gerekecekmis. Kaplanin bagimsiz, onurlu, oncu ozellikleri yine davranis sekillerimizi belirlemede aklimiza getirmemiz gerekiyormus.
Simdi bunun Turkce mealini ve diger okuduklarim ve duyduklarimdan anladiklarimi yaziyorum; 2010 belirsiz, surprizlerle ve degisimlerle dolu bir yil olacak. Gerceklestirmek istediginiz buyuk yada kucuk tum degisiklikler, atilimlar, yatirimlar icin cok uygun bir yil. Bunlari gerceklestirmek kolay olmayacak, ama cesaretini toplayip girisimde bulunanlar basarili olacak. Ortam ve sartlar cok hizli degisecegi icin algilarini acik tutup, hizli davrananlar kazanacak. Yeni buluslar, buyuk degisimler ve teknolojik onemli gelismelerin olabilecegi bir yil olacakmis. Yaratici, cesur, kivrak zekali ve atik olanlar kazanacak. Huzur ve sukunet arayanlar icin zor bir yil olabilir.
Yazilanlar, soylenenler dogru sanirim. Kendimde bir deli cesareti var son zamanlarda. Yani hep biraz vardi aslinda ama ozellikle son birkac haftadir herseye bir atlama soz konusu bende. Salak gibi her ise, her aktiviteye gonullu oluyorum, sonra da sasiyorum kendime, neden boyle davrandim diye. Su anda isteki yukum gecen senenin resmen uc kati, hepsine de ben kasindim. Mesela daha dun Lara’nin okulundaki panayirda Turk yemekleri standi acmaya gonullu oldum. Neyime guveniyorum bilmiyorum, ama tutamiyorum kendimi iste. Bir daglari deviririm havalari, bir gozu karalik var ki ustumde, ben de anlayamiyorum. Hayirlisi bakalim, daha ne isler acacak basima benim bu kaplan yili.
Biz bu kaplan yilina Jakarta'daki Turkler olarak, aslan sutu icip kaplan kesilerek girmeyi planliyoruz. Havai fisek bulamadik, kotu ruhlari nara atarak kovalayacagiz!
2010-02-08
Tukuruk agaci
Dalis yapanlarin en buyuk basagrilarindan biri bugu yapan maskelerdir. Bu cumlede dalis yapanlar gelecek igrencligi tahmin etti sanirim. Herhangi birsey yapmadan, maskeyi takip suyun altina indiniz mi, illa ki o maske bugulanir, zirt pirt icine su alip maskenin camini icten yikamak gerekir, burnunuza gozunuze su kacip durur. O dalisin tadi olmaz, ne dogru duzgun ortaligi gorebilirsiniz, ne de habire maskeyi yikamaktan rahat dolasabilirsiniz.
Maskenin bugulanmamasi icin gelistirilmis hazir, son derece hijyenik solusyonlar var. Ancak bunlari kullanmayi tercih etmeyen yada gerek duymayan dalgiclarin en etkili anti-fog solusyonu kendi tukurukleridir. Dalistan once kuru cama soyle okkali bir tukurup, o tukurugu guzelce cama yaydiniz mi bugu mugu olmaz dalis boyunca. Daha fazla detaya girmiyorum ama bu islemden once cikolata yemenizi tavsiye etmem. Amma velakin, soz konusu yeni alinmis bir maske ise, bu yontemlerin hic biri tam olarak ise yaramayabilir. Maske caminin ic yuzeyini kaplayan kimyasal maddeler tamamen gidene kadar, hep problem cikarir yeni maskeler. O yuzden nuhnebiden kalma eski maskelerle dalan cok dalici vardir. Konfor herseyden onemlidir cunku dalista. Yeni maskelerin camlari dismacunlariyla ovalanir, cakmakla yakilir ama bazan hic bir fayda etmez.
Iste benim de 10 sene ayni maskeyi kullandiktan sonra ozenip hevesle aldigim ama bir turlu barisamadigim bir maskem var. En son tatile de bir hevesle bu maskeyi goturdum. Yine dalistan once cakmakla yaktik falan, ben guzelce tukurdum, hatta Tunc’a da tukurttum ki onuki gayet okkalidir, ama faydasi olmadi. Son care hazir kimyasal solusyonlari denemeye karar verdim. Bu solusyonlari kullanmayi sevmiyorum cunku gozumu yakiyor ama buguyu gercekten de onluyor. Dalis arasinda dalis merkezine gidip, anti-fog solusyonu var mi diye sordum. Cekmecelere baktilar, iceri girdiler ciktilar falan ama faydasiz. Yuzunde kocaman bir gulumsemeyle „solusyon kalmamis ama bizim anti-fog agacimiz var. Dur cocuklara soyleyim, sana yapragindan getirsin, dalistan once yapragin suyunu iyice cama sur, sonra yika“ dedi.
Cok sasirdim, cok da hosuma gitti. Boyle birseyi nasil kesfettiler merak ettim ama sonra bu insanlarin gecimlerini hep denizden sagladiklari aklima geldi. Simdi yeni cikan gelir kaynaklari turizm oldugu icin dalis liderligi yapiyorlar ama ondan once buyuk ihtimalle balik, ahtapot, inci avliyorlar, yine denizle icice yasiyorlardi. Yapraklarimi kullandim ama yine de cok etkili olmadi. O seyahati yine eski maskemle maskemle bitirdim. Ama yine de benimki kadar belali bir maske olmasa, ise yaracagindan eminim. Bu dogal, geleneksel cozum benim cok hosuma gitti.
2010-02-01
KEFIR
Fotograf cekmek icin bu yaziyi bir haftadir bekletiyorum ama hafta sonu kendimi Asya'nin nimeti spa, masaj olaylarina feci halde kaptirdigim icin fotograf falan yok. Amaan, kefir iste, beyaz koyu bir sivi, fotograflik, ozel bir estetik durumu yok zaten. Idare edin artik.
Ayranin yandan yemisi icecegi:
Kefiri cok eksi olmayacak sekilde mayalayip, biraz su, biraz tuz ile karistiriyorum. Uzerine bazan kuru nane, bazan kereviz tohumu, bazan ikisinin karisimini serpip ayran diye yutturuyorum.
Cakma Cacik yada Khiyar bin Kefir:
Kefiri sulandirmadan kullaniyorum, biraz da yogurtla karistiriyorum. Sonrasi bildiginiz cacik, bol sarimsakli, salatalikli, naneli yada dereotlu.
Suzme Kefir:
Tulbentte, ananelerimizin suzme yogurt yaptigi usulle suzuyorsunuz kefiri. Sureyi de arzu edilen koyuluk miktarina gore ayarlayabilirsiniz. Ben suzmeden once biraz tuz ekliyorum, cunku suzdukten sonra karistirmasi zor oluyor. Bu kritik bir is cunku islem sonunda sonucunda iki urun elde ediliyor. Biri suzme kefir, digeri de whey denilen peynir alti suyu ki, o da ziyan edilemeyecek kadar faydali.
Suzulmus kefiri ben en cok, bol tahilli ekmege surup, uzerine corek otu serpistirerek yemeyi seviyorum. Sandvic iclerine suruyorum bazan. Taze yada kuru otlarla karisitirip cakma krem peynir seklinde yutturulabilir.
Aslinda suzulmus kefiri presleyip basbayagi peynir yapma planim var ama uygulamadim henuz.
Gelelim peynir alti suyuna, bu suyu direk corbalara koyup ev ahalisine yutturuyorum. Cok bariz bir tadi olmadigi icin birsey anlasilmiyor.
Tapas del keffirro:
Yukaridaki islemle suzulmus kefirin en begenilen hali bu. Sarimsak, bol nane ve kekik, karabiber, biraz da kimyonla karisitirip uyduruktan bir meze elde ediyorum ve herkes bayiliyor.
Ricotta:
Bunu henuz uygulamadim ama niyetim baki. Tarif Evcini’nden ve cok cesitli sekillerde degerlendirilebilir. Yine kefirim artarsa deneyecegim.
Boreklerde:
Borek yaparken yufkalari yumurta, sivi yag, sut ve yogurt karisimiyla islatirim ben hep. Iste bu karisima yogurt yerine kefir koyuyorum. Cok da guzel oluyor. Olcusunu damak zevkinize ve kefirin kivamina gore ayarlayabilirsiniz.
Asya’da yasayip da yufka bulamayanlara not: ben yuvarlak, elde acilmis spring roll yufkalarini kullaniyorum. Bu yufkalar tamamen tuzsuz yapildigi icin, yukarida tarif ettigim karisima tuz da eklemek gerekiyor. Aksi halde, boregin ici tuzlu bile olsa, asiri tuzsuz oluyor. Elde acilmislarini bulamazsam hazir wonton yufkalarini da kullaniyorum, bunlar biraz daha tuzlu ve asiri kuru. O yuzden yagi ve sutu daha fazla, tuzu daha az kullanmak gerekiyor. Bu hazir yufkalari kaynar suya batirip cikarip, aralarina sivi yag surup uyduruk su boregi yapmak mumkun. Kaynar sute batirinca da fena olmuyor. Turkiye’de ben cok az sivi yag kullanirdim boreklerde, hatta hic koymadigim bile olurdu. Ama Asya’daki yufkalarla az yagli borek hicbirseye benzemiyor maalesef. Biraz cesareti toplayip herseyi denemek lazim, oturup elinde olmayanlara uzulecegine,merak etmek, cikip aramak, ne bulursan alip deneme yapmak lazim. Ilk seferinde olmazsa ikincisinde guzel birseyler oluyor. Bu yazinin da mesajini verdim ya, gonul rahatligiyla tariflere devam edebilirim.
Corbalarda:
Benim klasik terbiyem yumurta, un, yogurt ve corbasina gore limon yada sut karisimindan olusur. Burada da yine yogurt yerine kefir kullaniyorum. Eksili corbalarda, kefir olunca limonunu biraz daha az kullaniyorum. Gercekten hic birsey anlasilmadigi gibi, cok da lezzetli oluyor. Mesela yesil mercimekli ve eristeli corbada, sulu koftede, yayla corbasinda, ispanak (yada herhangi bir yesil ot) corbasinda harika oluyor. Mesela daha dun evde kalan zeytinyagli kapiskayi bu sekilde corbaya cevirdim, herkes de bayilarak yedi.. hahaha eveeet, sevgili ev ahalisi dun aksam cok begendiginiz corba, gecen gun begenmediginiz kapiskaydi. hi hi hi
Keklerde:
Buttermilk ve yogurt olan tariflerde kefir kullanarak pek cok degisik kek yapilabilir. Benim bizzat denediklerim sunlar:
Cafe Fernando’nun frambuazli keki . David Lebovitz’in baharatli elmali keki. Ufuk Mutfakta’nin kabakli, tuzlu keki.
Kefirli Ekmek:
Bu tarif Devletsah’tan. Aslinda eksi mayali ekmek de yapilabiliyormus kefirle ama o kadar ileri gitmedim henuz.
Bunlarin disinda yogurdun yada buttermilk’in kullanildigi her turlu hamurda bence kefir kullanilabilir. Ben mayali pogaca bile yaptim kefirle. Aslinda mayasiz pogacada daha iyi olur muhtemelen ama bana yagli ve agir gelir hep mayasiz pogacalar. Klasik mayali hamurla da zaten pogaca, pizza, pide, ne isterseniz yapabilirsiniz.
Biz yukarida tarif ettigim ayrani hemen hemen her aksam iciyoruz. Kizim bir aksam sut, bir aksam kefir iciyor. Oglum ise, benim gibi sutten nefret ettigi icin her aksam kefir iciyor. Cocuklar bazi geceler benden once hatirlayip istiyorlar kefirlerini. Bilimsel bir dayanagim yok ama sutun her vucuda iyi gelmedigini dusunuyorum, ozellikle de bana. Bu yuzden sut ve kefir konusunda gozumu acan Prof. Dr. Ahmet Aydin’i ve onun Beslenme Bulteni’ni cok seviyorum.
Bu arada, kefirin metalle temasi konusunda degisik gorusler var. Ben metal temasini mumkun oldugunca minimuma indirmeye calisiyorum, o yuzden kek, borek vs yaparken cam ve silikon kaplar kullaniyorum. Ancak okudugum bir goruse gore, kefire zarar veren metaller, onunla reaksiyona girenler. Bu yuzden paslanmaz celik tencere kullaniminda bir sakinca gormuyorum ama yine de kefirli corbalarim icin dun itibariyle hayallerimin ici emaye kapli bir dokme demir tenceresini almis bulunmaktayim.
Kefirin bakimi, mayalanmasi, saklanmasi, faydalari uzerine bir cok bilgi var. O yuzden bu konulara hic girmiyorum, zaten kefiri evde yapanlar bunlari coktan arastirip ogrenmistir. Tuketim alternatifleri sonsuz, yeter ki siz kefiri hayatinizin parcasi haline getirmek isteyin. Baska fikirleri, farkli uygulamalari olanlar paylasirsa sevinirim, akil akildan ustundur ne de olsa.