2010-05-25
itirazim var...
Tarihi karistirmayacagim ise, buraya nasil geldigimizi herkes biliyor. Ancak gunumuzun sartlari cok farkli. Evin temizligi, cocugun bakimi, evdekilerin yemek sorumlulugu „kadin isi“ olarak nitelendirilebilir, genlerimize islemistir bunlar ve bu isleri yapmayi seven kadinlar oldugu gibi, hic hoslanmayan ve hatta bu konularda yeteneksiz olan kadinlar da bulunmaktadir. Gunumuzde evdeki bu gorevler erkeklerle, aile fertleriyle ya da para karsiligi satin aldigimiz hizmetlerle karsilanabilmekte. Ne guzel, atlanan bir konu yok, herseyin caresine bakiliyor, herkes cozumunu bir sekilde buluyor. Bu gunumuzun gercegi, peki neden hala bu isleri evin kadininin asli gorevi olarak gormekten vazgecmiyoruz? Kadinin ilk tanimi hep ev kadini, evi idare eden, diger hersey bundan sonra geliyor. Yuvayi disi kus yapar atasozunu unutmanin zamani coktan gecti. Yuvayi disi kus ve erkek kus birlikte yapar, birlikte beslerler ve buyuturler yavrularini. Benim ailemde ve cevremde gordugum pek cok ailede bu boyle ama toplum bunu kabul etmek yerine, anlayisla karsiliyor, gulumseyerek hafifce kafasini salliyor bizlere, bizim gibilere.
Gunumuzde kadinlarin cogu calisiyor. Bunu maddi zorunluluklar yuzunden yapanlar da var, tamamen kisisel secimlerle yapanlar da. Calismayi seven, hayatinin bir parcasi yapmis kadinlar var. Sevdikleri isi yapmak icin pek cok riski goze alan ve azimle ugrasan didinenler, sevmedigi bir isi maddi yukumlulukler yuzunden yapmak zorunda olanlar, maddi bir kazanc pesinde olmadan ihtiyac halinde olanlar icin calisip duranlar, kariyer ve statu hirsiyla gozu kararanlar var. Erkekler arasinda nasil bunlarin hepsi varsa, kadinlar arasinda da var. Bunda yanlis hicbirsey yok, degil mi? Oyleyse neden calisan her kadinin icine vicdan azabi duser, neden kendini maddi yukumlulukler yuzunden calistigina ikna etmeye calisir kadin? Cunku butun kulturel, toplumsal butun direk ve endirek mesajlar kadinin erkege bagimli olmasi gerektigi, evinde oturup cocugunu buyutmesi gerekliligi uzerinedir. Neden butun okul toplantilarinda, aktivitelerinde annenin hazir ve nazir olarak bulunmasi dogal bir beklentidir? Calisan, cocugunu tek basinda buyutmek zorunda kalan anneler bu kadar yayginken, artik kadinlara bakisimizi degistirmek gerekmiyor mu? Ben kendimi feminist olarak nitelendirmiyorum bile, goz onundeki gercekler bunlar. Neden kabul etmek bu kadar zor? Erkeklerin egosu bu kadar mi guclu ve guc sahibi?
Ben bir kere bile cocuklarima para kazanmak icin, onlara oyuncak vs almak icin ise gittigimi soylemedim. Benim hayatimin gercegi bu, ben calisiyorum ve hep calisacagim dedim ciktim evden. Bir kere bile arkamdan aglamadilar, aksam gelecegimi bildiler. Icim ciz etmedi, yanlis birsey yaptigimi hic dusunmedim, onlar da herhangi negatif bir hisse hic kapilmadilar benim calismamla ilgili. Neden el kadar bebek bunu anlayabilirken dunyanin geri kalani kabullenemiyor? Neden butun duzen calisan erkeklere gore ayarlaniyor da, kadinlar hic dusunulmuyor? Neden kadinlarin her daim, ev ve cocukla ilgili herhangi birsey icin her zaman, her yerde hazir bulunabilecekleri varsayiliyor?
Bu sorun sadece calisan kadinlar icin degil, calismayanlar icin de gecerli. Calismamayi, evinin ve cocugunun butun sorumlulugunu ustlenmeyi secmis yada buna mecbur kalmis kadinlarin isi calisanlardan daha da zor bence. Bu kadinlar sabah 8, aksam 6 mesai yapmiyor diye zaman planlamalarina, kisisel duzenlerine saygi gosterilmiyor. Ne zaman gerekirse, herhangi bir sey icin musait olabilecekleri beklentisi var. Bu kadinin duzenli bir rutini vardir, bulunmasi gereken yerler vardir dusunulmez. Benim sorunum calisan kadin, calismayan kadin falan degil zaten, sorunum hala bu dunyanin ataerkil bir duzene sahip olmasi. „Kadin haklari“ diye bir kavram oldugu surece, kadinlar esit muameler gormuyor demektir. „Insan haklari“ vardir, herkes icin gecerlidir, herkesi kapsar. Kadinlar icin ayri bir hak hukuktan bahsedilmesini bile asagilayici buluyorum. Neyse, ben yazmayi birakiyorum, yazdikca sinirleniyorum cunku…
Sadece bilmek istiyorum, ne zaman degisecek bu dunyanin duzeni?
2010-05-23
Lara'dan inciler
Yan masada oturan ailenin sanırım 5-6 yaşlarında olan oğlu, yemeğini bitirdikten sonra sandalyesinin arkasına yaslanıp etrafı seyredeken bir güzel burnunu karıştırmaya başladı. Lara'yla gözgöze geldik. Ne kadar kötü görünüyor, değil mi?' dedim, kafasını sallayıp onaylayarak 'ben de bırakmaya çalışıyorum' dedi son derece ciddi bir şekilde.
Şimdi de benim komik resimlerimi yapıyor, beni bıyıklı, üç gözlü, kafadan kanatlı, muzdan ayaklı falan çizip çizip bana gösteriyor gülmesini zor tutarak. Ben gülünce o da kikirdemeye başlıyor.
Bugünkü yazımızı Lara'nın kamerasından sanatsal bir çalışmayla kapatıyoruz sayın seyirciler, kalın sağlıcakla.
2010-05-18
Sulawesi'de piknik, Sumatra'da çay molası
Yaptığım ön araştırma sonucu parkın çok büyük olduğu için bir günde gezmenin imkansız olduğunu, havanın sıcaklığını gözönünde bulundurarak şapka vs alınması gerektiğini, aynı sebeplerden mümkünse arabayla gezilmesinin daha az yorucu olacağını, parkataki yemek alternatiflerinin hep lokal olduğu ama piknik yapmaya müsait olduğunu okumuştum. Planım böcek müzesini, kelebek parkını ve vakit kalırsa kuş parkını gezmek ve duruma göre ya piknik yapmak yada eve dönmekti. Burada topluma açık bazı yerlerin standardını tahmin etmek çok güç. Gideceğimiz yer çok pis olabilirdi, o yüzden bol bol su, ıslak mendil, yedek giysi, portatif lazımlık ve piknik için örtü ve klasik Türk annesi işi börek ve poğaça aldım yanıma.
İlk hedefimiz olan böcek müzesini bulmamız biraz vakit aldı ama parkta neyin nerede olduğunu öğrenmiş olduk. Harika, yemyeşil, temiz ve bakımlı bir parktı ancak bir türlü harita bulamadık. Park içindeki haritalar ise okunmayacak kadar eskimişti ama sora sora, dolaşa dolaşa bulduk. Ancak böcek müzesine girebilmek için bileti akvaryumdan almamız gerektiğini, akvaryum, böcek müzesi ve kelebek parkı için tek bir bilet alındığını öğrenince, akvaryumu da gezmeye karar verdik. Çok ilginç değildi ama çocuklar çok eğlendi. Benim ilginç bulduğum tek bölüm mutant balıklardı. Açıklamalar İngilizce olmadığı için balıkların hikayesini öğrenemedim ama iki kafalı balıklar çok korkunçtu... Kim bilir neler yaptık sulara da bu balıklar bu hale geldi.

Vakit henüz öğle yemeği için erken olduğundan kuş parkını da gezmeye karar verdik. Oldukça ilginçti ama Bali'deki kuş parkı daha hoştu bence. Yine de gitmeye değer kesinlikle.
Şu leyleklerin bakışları çocukları korkuttu, yanlarına bile yaklaşmak istemediler. Aşağıdaki tukan ise fotoğraf çekmeye çalışırken rahatsız olup beni korkutmaya çalıştı ama görevli hemen gelip olayı kontrol altına aldı.
Saat 12'ye yaklaşınca öyle bir sıcak bastırdı ki, hemen arabaya koşup piknik yapmak için önceden gözüme kestirdiğim Güney Sulawesi parkına doğru yola koyulduk. Güney Sulawesi'deki Toraja bölgesini her açıdan çok ilginç ve çekici buluyorum. Buraya gitmeyi çok istiyorum ama çocukların biraz daha büyümesi gerek. Toraja'nın, Endonezya hükümeti tarafından resmen kabul edilmiş, 'Aluk To Dolo' yani ataların yolu adlı bir inanışları var. Bu inanış sadece bir din değil, sosyal hayata, tarıma ve ritüellere yön veren gelenek, kural, alışkanlıklar, hukuk karışımı birşey. Aluk'un detayları köyden köye farklılıklar gösterebiliyor.
Toraja mitolojisine göre, Torajalı'lar cennetten merdivenlerle inmişler, bu yüzden dini törenlerde yaratıcıyla bağlantı kurmak için merdiven kullanıyorlarmış. Evren ise yukarı dünya, insanın dünyası ve yeraltı dünyası olmak üzere üçe ayrılıyormuş. İlk başta yukarı dünya ve insanın dünyası evliymiş, ardından karanlık gelimiş, sonra ayrılık ve en sonunda ışık. Toraja evi işte bu mitolojiyi yansıtıyor. Direklerle desteklenmiş, hayvanların yaşadığı alt dünya, insanların yaşadığı orta dünya ve en tepede gemi şeklinde bir çatı. Bu dev çatılar aynı zamanda pirinç deposu olarak kullanılıyor.
Lara'nın uçurtma uçurma yeteneği beni şaşırttı, ben bu konuda çok yetenekli değilimdir zaten ama benden başarılı olduğu kesin.
2010-05-12
Basagrisina son ! :)
Bir de ayni anda bir suru sey yapmaya calistikca yahut gun icinde gelisen olaylari kendi kafamdaki plana uydurmaya calistikca gerildigimi, gerildikce basimin agridigini farkettim. E gunaydin bana, degil mi? Neyse iste, bir daha farkettim diyelim. Simdi aklima geldikce, herhangi birsey yapmaya basladigimda, kendime ne yaptigimi hatirlatiyorum. Cok komik geliyor kulaga degil mi? Boyle anlatinca komik gercekten ama deneyin, minicik bir hatirlatma neleri degistirecek gorun. Mesela cay koyuyorum kendime ve diyorum ki "Farkindayim, cay iciyorum" ve sadece cay iciyorum. Kitap, gazete okumuyorum, TV seyretmiyorum, yazi yazmiyorum, sadece cay iciyorum. Cocuklarla oyun oynayacaksam, yine once kendime hatirlatiyorum "Farkindayim, cocuklarimla oynuyorum", hatirlatiyorum ki yarina ne yemek yapacagimi, ofise giderken ne giyecegimi, hafta sonu neler yapacagimi, cocuklarin ertesi gunku planlarin ne oldugunu, ofise yetismek icin kac dakikam kaldigini dusunmeyeyim.
Boyle iste. Deneyin, kafanizi kaldirip gokyuzunu izleyin ve ne yaptiginizi yada yapacaginizi kendinize hatirlatip ise ruhunuzu da katin. Sonra gelip bana soyleyin, nelerin degistigini.
2010-05-09
kutlayalım.. kutlamayalım.. kutlayalım!
Terazinin bir de öbür kefesi var tabii. Çocuğuna gerekli bakımı ve özeni göstermeyen, yeterli ve doğru eğitimi vermeyen hatta şiddet uygulayan anneler var. Toplu olarak anneler gününü kutlayıp bu sıfatı hakketmeyen insanlara da 'cennet senin ayaklarının altında' 'annenin vurduğu yerde gül biter' tarzı öğretilerle teşvikte bulunmak da var işin içinde. Bu yüzden hiçbir zaman sıcak hislerim olmamıştı anneler gününe dair.
Osho'nun bir yazısını okumuştum, diyordu ki, doğumda bebekle birlikte bir de anne doğar, o ana kadar kadın anne değildir. Doğru, bebeğimi kucağıma alana dek anne değildim ben, anneliğin ne olduğu hakkında hiç bir fikrim yoktu. Beni anne yapan o minik insandan başkası değil gerçekten de. Benzer bir yorumu Evren'in blogunda okudum geçenlerde 'benim için anneler günü anne olduğum gündür' demiş bir anne. Nasıl da anlamlı buldum.
İşte ben bu düşüncelerle bu seneyi de anneler günü yazısı olmadan sessiz sedası geçiştirmeyi planlarken, Lara elinde bir kartla heyecanla yanıma geldi. Kartı okulda benim için hazırladığını gözleri parlayarak anlattı. Açtım, üstünde benim ve onun el izimiz olan bir karton, bir de şiir var. Gururla ezberden şiiri okudu. Sonra gözlerimin içine bakarak ' Happy Mothers Day mom, thank you for ....YOU! ' dedi.
Daha önce hiçkimse bana ben olduğum için teşekkür etmemişti, benimle birlikte olduğu için hissettiklerini bu kadar saf dile getirmemişti. Şaşırdım kaldım. Sıkıca sarılıp 'beni annen olarak seçtiğin için asıl ben teşekkür ederim' dedim. Bütün sivri köşelerimi bir bir törpüleyen minik öğretmenim bana yine birşeyler anlatıyordu. Kafamı allak bullak etti, gitti. Ben daha çok düşünürüm bunun üstünde, bakalım ne zaman içinden çıkarım? Belki de hiç çıkamam, belki de içinden çıkmam gerekmiyordur, sadece yargılamayı bırakmam gerektiğidir bu dersin özü...
Ne diyeyim, bari kutlayalım o zaman bugünü. Bütün annelerin, kalbine herhangi bir çocuğun eli dokunmuş bütün kadınların anneler günü kutlu olsun.

2010-05-06
Hıdırellez
2010-05-05
Bunaken'de Gün Batımı
2010-05-03
Peri kizinin hikayesi ve Manado koylusunun gunluk temizlik ritueli

Olusum volkanik ama su buz gibi soguk. Bana anlatilan sekliyle, efsaneye gore bu dogal havuzda yikanmaya dokuz adet su perisi (nymph) gelirmis cennetten zaman zaman. Koyun delikanlilarindan biri bu perilenden birine feci sekilde asik olmus. Perilerin gelislerinden birinde delikanli perinin elbisesini calmis.

Elbisesiz kalan peri, bu sekilde cennete geri donememis, delikanli da ancak kendisiyle evlenmesi sartiyla elbisesini geri vermeyi kabul edince zavalli peri caresiz bu adamla evlenmis. Peri bir sure sonra hamile kalmis ve nur topu gibi bir bebekleri olmus.

Ancak peri dunyada bir turlu mutlu olamamis ve kocasini ve bebegini birakip cennete geri donmus.
Bebek biraz buyuyunce annesini istemis, adam bir balinanin sirtinda okyanuslari astiktan sonra cennete ulasmis ve bebegi annesine gostermis. Anlatilan hikaye buraya kadar.

Bu da benim yorumum; bizim okuz delikanli bin turlu alavareyle evlenmeye ikna ettigi peri kizina pek de iyi davranmamis. Aile ici siddet resimlere bile yansimis, bakiniz sekil 3, bariz kadinin sacini cekiyor. Zavalli peri kizi bu iskenceye dayanamamis ve bebegini alip gitmek istemis. Ancak bizim okuz cocugu annesine vermemis. Resimde periyle bebek arasindaki beden dili ayrilmanin zorlugunu, perinin bebegi yanina cagirisini cok net gosteriyor. Neyse, bizim hoduk daha sonra bakmis ki cocuk bakmak kolay degil, altindan kalkamiyor, bebegi annesine geri vermeye karar vermis. Peri kizi zaten yukaridan izliyor ya olayi, hemen bir balina gondermis adama ki bebegine bir an once kavussun. Annenin bebegiyle bulusmasinin ardindan neler oldugu belirsiz. Bence bebek annede kalmistir ve duzenbaz ve kotu adami tez vakitte cennetten atmislardir.
Biz burada dolanirken yesilligin ortasindaki evden bir baba ogul cikti geldi.

Babasi camasir yikarken minik oglan suda kikir kikir gulerek oynadi, yikandi. Cooook ama cok sekerdi.


Bu veletler de, biz kucugun fotograflarini cekerken yukarida oturup ufakliga "amcaya bak, abiye bak" gibi laf atip duruyorlardi. Benim kendilerimin fotografini cektigimi farkedince agzini kapatip " a ha! simdi de bizi cekiyor" diye fisirdasirken.

