2010-08-31
Gecici hafiza kaybi
Oh be, hayatimda etiketsiz kalmis bir olguyu daha dikdortgen kaliba koydum, kapagini kapattim, rahatladim.
2010-08-17
İyi ki...
41 ülkede satılan Scuba Diver Australasia dergisi tam 10 sayfasını Tunç'un fotoğraflarına ayırdı.
Asian Diver dergisi hayalet fotoğrafını üç boyutlu olarak basıp, karton gözlükle birlikte satışa sundu.
Ve son bomba, geçtiğimiz günlerde National Geographic'ten Aralık sayısında hayalet fotoğrafına yer vereceklerinin haberi geldi. Bu Ağustos sevgilimin ayı, başarılarıyla hepimizin göğsünü kabarttığı ay oldu. Tebrikler aşkım. 40'ıncı yaşın ve diğerleri sana daha nice başarılar ve mutluluklar getirecek, biliyorum.
İyi ki doğmuşsun, iyi ki hayatlarımız birleşmiş. Sevgi ve sağlık dolu nice yıllara, nice maceralara.
2010-08-16
KIRMIZI CENNET KUSU

Daha ne kadar yolumuz kaldigini sormaya calisiyordum, rehber ise yaklasik 1 saat diye cevap veriyordu. Ben iyice umitsizlige kapilmaya baslamisken kafami kaldirinca tamamen bir "lost in translation" durumu yasandigini gordum. Meger kusu izleyecegimiz yere gelmisiz. Kuslari urkutmeden izleyebilmek icin koyluler palmiye yapraklarindan bir cadir yapmislar. Kirmizi cennet kuslari da zaten oradaymis, kuslarin durdugu agacin dibinde oluyormus bu konusmalar. Adam meger, bana cadira girmemi, burada yaklasik bir saat kuslari izleyecegimizi soyluyormus.
Onca zahmete ve maceraya degdi mi? Evet, her saniyesine degdi. Yine yapar miyim bilmiyorum, belki oncesinde birkac aylik bir fitness calismasindan sonra evet. Iste Alp Can'in kamerasindan kirmizi cennet kusu:


2010-08-01
Passage
Biz ise buraya gitmek için ne kadar sabırsızlansak da, yağmurlu hava yüzünden iki gün beklemek zorunda kaldık. Bu geziyi yapabileceğimiz tek uygun gün geldiğinde ise şansımız yaver gitti ve güneşli harika bir gün hediye etti bize doğa. Biz de o muhteşem güzellikleri parlak güneş altında tüm ihtişamıyla yaşayabildik. Yesil ve mavinin arasindan iki kucuk tekneyle ilerledik.

Bazi yerlerde deniz oyle durgundu ki, neresi gok, neresi deniz ayrimina varamadik. Yansimalar ruyada oldugumuz mesajini verip durdu beynimize.

Labirent gibi dizilmis adaciklarin arasinda kaptanimiz yolunu nasil buldu sasirdik. Tamamen kapali gibi gorunen yerlerde bile daracik gecis yollari bulup bizi cennet gibi koylara cikardi.


Bu koylardan birinde buz gibi bir tatli su kaynagina getirdi bizi ve tatil boyunca buldugumuz en tuzsuz suyla guzel birer dus aldik hepimiz.

Dustan sonra teknelerde piknik yaptik ve ogle yemegimizi yedik. Piknik sepetleri hazirlanirken catal bicagin unutulmus oldugu ortaya cikti. Tabii ki bu kucuk detay keyfimizi hic kacirmadi. Kaptan bazilarimiza karpuz kabugundan kasik yapti. Bazilarimiz karadan topladiklari dal parcalarini cubuk gibi kullanarak yedi yemegini, bazilarimiz elleriyle daldi pilava. Yemek yerken yanimizdan bir balikci gecti, bizim az once dus aldigimiz kaynaga gitti, su aldi, yikandi, belki o da yemek molasi verdi bizim gibi...

Buralara kadar gelip dalmamak olmaz. Hem snorkelle gezdik, hem de daldik.

Donus yolunda koylardan birine yerlesmis bir aile gorduk. Anne baba evin tepesinde kurutulacak baliklari ipe diziyor, cocuklar kumsalda oynuyordu.

Bir yerde durup bu kafataslarini gosterdi bize rehberimiz. Ikinci dunya savasindan kalma ve Japon askerlerine ait olduklari tahmin ediliyor. Denizin dibinde bulduklari bu kemikleri, yerli balikcilar saygi ifadesi olarak oradan cikarip, kayaliklara koymuslar.

Yine bu guzel adaciklarin arasindan suzulerek otelimize geri donduk. Butun gun suren, uzun bir geziydi, yine de bitsin istemedik. Bu guzellikleri iyice beynimize kazimak, icimize cekmek icin susup izledik sadece.
