2011-07-30

Yogurtcu Selen Ana*

Bugun Facebook’u actigimda bir arkadasimin “Dishekimi Abdurrahman Bilmemne” ile arkadas olmasini okudum ve bu beni cok guldurdu. Bu davranis sekliyle normal hayatta karsilasmisligim cok ancak yazili ve umuma acik alanda uygulamasi ilk kez dikkatimi cekti. Ozellikle doktorlarda, avukatlarda ve dishekimlerinde yaygin olarak gorulmekle birlikte, muhendislerde ve akademik basamaklarda ilerledigi halde hayatin diger alanlarinda kendini ilerletememis butun sahsiyetlerde gozlemlenebilir. Yuksek Muhendis Cart, Doktor Curt, Muhendis (yuksegini yapamamis bu ama gene de muhendisligi kimliginden one cikmis) Zirt, Doc.Dr.Zort seklinde ornekler hepimizin hayatinda fazlasiyla vardir eminim.

Yeni tanistigi birine adini soylerken meslek sifatini kullanmak , soyadinin olmadigi zamanlardan kalma antik bir aliskanlik midir diye dusunmedim degil. Nalbant Huseyin Efendi, Hattat Mustafa falan gibi birsey olabilir diyerek anlamaya calistim bu insanlari. Ama yok be kardesim, artik bu devirde kendini lakabiyla, meslegiyle, babasinin adiyla falan, “”Haddehaneli Kel Esref” deyip, elini gogsune vurup, hafifce kafayi one egerek kendini tanitan var mi yahu? Sanmam, baska birsey olmali… Yoksa bunlar acik acik kendi islerini mi pazarliyor? Hadi doktorda, avukatta bu davranis seklini anladik. Bu is kollari icin “word of mouth” en etkili pazarlama yontemi belki de ki, mantikli bulurum. Ama makine yuksek muhendisinin olayi ne? Ya universitede doktora yapip da kendine doktor diyen cevre muhendisine ne demeli? Doktor dedin mi zaten komsu teyze heyecanlanir, tansiyonu cikti mi kapini calar. Dertsiz basina dert acarsin ama gorulen itibar herseyin ustunde demek.

Bir de kafami karistirirlar hep, yok yuksek makine muhendisi denmezmis, ayipmis da, makine yuksek muhendisi denirmis. Yoksa tam tersi miydi? Ayip olmasinin sebebi, muhendisin yuksegi alcagi olmaz mantigiymis. Sen yukseksen, ben alcak miyim hesabi. Sanki cumle icinde yerini degistirince anlami degisiyor, bak dogru yerini hatirlamiyorum bile. Ego oyle buyuk ki baskasinin yukseginden kil kapabiliyor. Mevki yada titr nasil onemli bazi insanlar icin, oysa oylesine kof.

Hep kendime ait oldugunu dusundugum, dogdugumdan beri ismimin, benim bir parcam oldugunu sandigim soyadimdan vazgectigimde kendi icimde olanlara cok sasirmistim. Evlendikten sonra hicbir belgeyi degistirmemistim, benim soyadim degildi ya yeni gelen, kabul edilmemisti icimde. Hatta birseylerin degismesi gerektigine cok bozulmustu o koskoca egom.

Lara dogdugunda ise, ilk is nufus cuzdanindan is e-mailine kadar herseyi degistirmistim. Oyle kolay, cabucak vazgecmistim ki, beni buna iten sebebi anlamam, soyadimi hayatimdan silivermemden cok daha yavas oldu. Beni ben yapan ne ismim, ne de soyadimdi. Oyle cabuk kabuk degistirmistim ki, sasirmistim olanlara. Kendimi bazi seylerin ustunde hissetmistim, icimde koskocaman bir guc vardi, onu gormustum. Anne olabilmistim ya, demek ki her turlu mucizeyi gerceklestirebilirdi o guc. Oyle bir seydi ki, isim, sifat, meslek gibi kavramlar sadece insanlarin onun dis kabugunu algilayabilmesi icin konmus tanimlardan ibaretti. Annelik de o sifatlardan biriydi aslina bakilirsa da benim gozumu acan o mertebeye yukselmek olmustu. Herkes kendisinin ve etrafindaki herkesin icindeki pirlantayi gorebildigi, ucundan kenarindan, bir saniyeligine bile olsa parlakliginin farkina varabildigi gun dunya cok daha guzel bir yer olacak.

*Kendime isim yada lakap secsem ne derdim diye dusundum de, Yogurtcu’yu uygun buldum. Cok guzel yogurt mayaliyorum ben yahu. Yogurdu tutturmanin cok zor, mayalarin bes para etmez oldugu bu iklim ve cografyada, benim yogurtlarim harika oluyor. Muhendis diplomamla, boyle bir basari elde etmedim ben. Herkes evinde kedi kopek besler ben probiyotik ve prebiyotik bakteri besliyorum. O yuzden, bundan boyle biline, Selen’e yogurtcu denile.

2011-07-21

Luis Alberto Salvatierra


Senelerdir beraber dalışa gittiğimiz bir Yunanlı arkadaşımız var. Türkiye’ye her gelişinde eli kolu çikolatalarla, domuz pastırmalarıyla ve salamlarıyla dolu olur neşeli, canayakın, dünya tatlısı bir insandır. İpsala’ya yakın bir kasabada annesiyle birlikte oturur ve bir kafe işletir.

Endonezya’ya taşındığımızdan beri görüşememiştik. Şimdi bizde, gene bavulunu hediyelerle ve dalış malzemeleriyle doldurmuş gelmiş. Sohbet ederken Yunanistan’da bizim Türk dizilerinin çok meşhur olduğundan bahsetmeye başladı. Binbir Gece, Ezel ve bir tane daha ama hatırlamıyorum şimdi. Meğer bunlar bizim çocukluğumuzun Brezilya dizileri gibi olmuş. Heryeri kasıp kavuruyormuş da haberimiz yokmuş. Arabeskleşme ekonominin gidişatıyla mı ilgili acaba? 20 sene sonra Yunanistan'da yaşayan bir grup insan bir anda durup dururken, benim şu anda Luis Alberto Salvatierra ismini hatırladığım gibi, Kenan İmirzalıogğlu adını anımsayıp gülümseyecekler.

Neyse, arkadaşa Türk televizyonlarını seyredemediğimizi söyledik, ‘e internetten de mi izlemiyorsunuz?’ diyerek sitem etti. Derken Ezel’in DVD’lerini yanında getirdiğini, akşam beraber seyredebileceğimizi söyledi. Akşam yemekten sonra baktım, çıkarmış DVD’yi getirmiş. Gözlerini koca koca açıp bak Kenan falan diye oyuncuların adlarını sayıyor. Tunç ‘gel dışarı çıkalım, birşeyler içeriz’ dedi, ama o evde oturup dizi seyretmeyi tercih etti.

Şimdi Yunanca alt yazılı olarak Ezel dizisi seyrediyoruz hep beraber. Bakti ki bizim hiçbirşeyden haberimiz yok, fazla ilgi de yok, diziyi övmeye başladı. Hiç sigara içme sahnesi yokmuş, mafya hikayesi olmasına rağmen arabaya bindiklerinde hep emniyet kemerlerini bağlıyorlarmış, senaryo çok iyiymiş, müzikleri de çok güzelmiş. Ben tam bu arada ‘Ezel kız mı erkek mi’ diye sorarak bütün büyüyü bozdum ama sonra seyredermiş gibi yaparak durumu kurtardığımı ümid ediyorum. Fazla dayanamadım gerçi, bilgisayarımı alıp bu hikayeyi yazmaya başladım.

Kopya DVD cenneti Ratu Plaza’da Mahzun Kırmızıgül’ün suratını görünce yaşadığım şaşkınlıktan sonra, Avrupa’yı kasıp kavuran Türk dizisi furyası haberi beni bir daha benden aldı. Yürü be Yeşilçam, kim tutar seni.

2011-07-20

Kagit helva arasi pismaniye

Degisik kulturleri tanima seruvenine ilk basladigimda farkliliklar dikkatimi cekerdi hep. Herseyin, herkesin, her sehrin aslinda nasil da birbirinden farkli olduguna sasirir dururdum. Yeni gittigim bir yerin bambaska olacagina oyle hazir olurdum ki, belirsizligin korkuyla tatlandirilmis heyecaninin icimi doldurmasi hosuma giderdi. Neyin nerede nasil olacagini hayal edip, kendimi olasi durumlara karsi hazirlamaya calisirdim ama mutlaka planin disinda birseyler olurdu. Basima beklenmedik seyler gelmesinden icten ice bir haz duyar, sakin bir sekilde icinde bulundugum durumun tadini cikarirdim. Bu anlar, daha sonra ballandira ballandira anlatilacak anilara donusurdu ne de olsa. O zamanlar sinirlar cok kesindi benim icin. Temiz, pis, iyi, kotu tanimlari cok netti. Benim kulturume, bana ait olani gururla tasiyor, agresif bir milliyetcilikle sahip cikiyordum. Benzerlikleri ise reddediyordum, olsa olsa Turk kulturunun etkisiyle dunyaya yayilmis olabilirdi, yoksa unu suyla karistirip hamur yapmayi tahil yetistiren herkesin akil edecegini nedense goremiyordum.

Oysa simdi, benzerlikler daha cok dikkatimi cekiyor. O, gururla bav
ulumda tasidigim kulturun parcalarini dunyanin farkli koselerinde bulup birlestirdikce, aslinda butun kulturlerin koskocaman birseyin birbirine bagli parcalari oldugunu dusunuyorum. Gittigim hicbir yerde kendimi yabanci hissetmiyorum, bir sekilde herseyin yolunda gidecegini, karnimi guzel yemeklerle doyuracagimi, guzel insanlarla karsilacagimi biliyorum. Her sehir, her mutfak, her insanin ortak noktalari gormeye alistigimiz farkiliklardan daha cok ne de olsa. Yeme icme merakim malum, en cok dikkatimi ceken seyler yemekler.


Bizim ofisten cikip HSBC’ye do
gru yurudugumde, ojeklerin bekledigi sokagin basinda resimdeki seyi satan bir adam goruyordum hep. Pembe pecete parcalarina sarip torbaya dizdigi seyleri kacamak bakislarla inceleyip ne oldugunu cikarmaya calisiyordum. Kagit helvasi ve pismaniye gibi gorunuyordu ama hijyen acisindan sokaktan birsey alip yemeye de cesaret edemiyordum. Gecenlerde kucuk bir alisveris merkezinin icinde yerel yemek standlari gordum. Standlardan birinde hep gozumu dikmis oldugum bu sey satiliyordu. Hemen aldim, eve gitmeyi beklemeden arabada yedik. Kagit helvasinin arasina konmus bildigimiz pismaniyeydi! Adi „arum manis” imis yani tatli kokulu. Rambut Nenek, yani nenemin saci da deniliyormus. Bu arada „nenek“ ve „nene“ kelimeleri arasindaki benzerlik de gozden kacacak gibi degil. Tadi, goruntusu, yapilisi ayni bizim pismaniye gibi, hatta „gibi“ demek yanlis olur, herseyiyle pismaniye. Tek farki yenme sekli, bizim gibi tek basina degil de, kagit helvasinin kagit kismi gibi bir wafer arasinda yiyorlar. Cok da guzel oluyor dogrusu, tavsiye ederim. Ne de olsa kagit helva da var, pismaniye de, koyun arasina tel tel pismaniyeleri, yanaklariniz sekere bulanacak kadar kocaman bir isirik alin ve tadini cikarin.



2011-07-13

İstanbul

Araya HongKong ve Shanghai anıları girdi, İstanbul anıları geçmişte kalıverdi bile. Sanki gitmek için gün sayan ben değildim, hayat öylesine tamgaz bıraktığım yerden devam ediyor ki hiç gitmemişim gibi. Öte taraftan sevdiklerin kalbimi sıcacık ısıtan yüzleri, sımsıkı sarılışları öyle canlı ki gözlerimi kapattığımda, sanki hiç gelmemişim gibi. Öyle işte, ne oradayım ne burada, hem oradayım hem burada.

İstanbul’daki ilk saatlerimde Anadolu yakasına geçmek için arabalı vapura binince, şehrin güzelliği beni adamakıllı çarptı. Neyse ki Boğaz’ın azalan yeşil/beton oranı kısa sürede kendime gelmemi sağladı. İki senede bu kadar değişmiş olabilir mi, yoksa ben özlemden kafamda fanteziler mi yaratmıştım bilmiyorum ama benim aklımdaki Boğaz görüntüsünden oldukça farklı buldum.

İstanbul çok güzel, yapacak çok şey var ancak şehir insanın enerjisini ve vaktini öyle arsızca yutuyor ki, istediklerini yapacak ne zaman, ne hal kalıyor. Trafik iki haftada bizi öyle bezdirdi ki, Jakarta’nın trafiğinden bir daha hiç şikayet etmemeye karar verdik. Toplu taşıma araçları bazı yerlere gitmek için çok kullanışlı ancak taksilere iş düştü mü, gereken nefes egzersizlerini yapıp desturla kapıyı açmak gerektiğini kısa sürede anımsadım.
Tahmin edeceğiniz üzere vaktimin çoğunu yeme içme peşinde koşarak ve fiilen yiyip içerek geçirdim. Artan hamurişi ve simit çeşitleri dikkatimden ve midemden kaçmadı. Pastanelerin, fırınların yaratıcıklarına şapka çıkarıyorum. Bazı yiyecekler damağımı mutlu edip, karnımda yağ olarak birikirken, bazıları ruhumu usul okşayıp, midemi pamuklar üstünde ağırladı. Çiya’nın otlu çorbaları, yerel yemekleri, ev ekmekleri, annelerin usta ellerinden çıkan pilavlar, sarmalar, zeytinyağlılar ruha iyi gelen yemeklerin başındaydı. Beyazfırın’ın yaratıcı kahvaltılıkları, tezgahın ardından muzip muzip göz kırpıp insanı baştan çıkaran tatlıları Jakarta’ya benimle artı üç kilo olarak geldi. Hala bir kısmıyla beraberiz. Ancak beni en çok benden alan annemin kendi elleriyle yaptığı siyah zeytinler ve o zeytinin yağına daldırıverdiğim tazecik ekmeklerdi.

Karşıma çıkan her semt pazarını gezdim. Domateslerin mis kokusunu taa içime çektim, belki benimle gelir de buranın tatsız domateslerini yerken kendimi kandırırım diye. Kollarımız kopana dek erik ve kiraz taşıdık eve, ve karınlarımız ağrıyana dek meyve yedik. Herşeyin bu kadar lezzetli olması her lokmada beni şaşırtıp mutlu etti.

Bağdat Caddesini adımlarken lüks tüketim maddelerine olan ilgi sanki daha da artmış gibi geldi. Sokak çiçekçilerinden aldıkları papatyadan taçları saçlarına takıp, tepeden tırnağa marka kıyafetleriyle çiçek kızlığa özenen genç kızlara, sabah akşam Papua’lı çocuklarla birer saatlik oyun terapisi ve yemeklerden sonra yağmur ormanında yürüyüş yazdım. Altındaki pahalı arabasını bağırta bağırta kullanıp etrafa tehlike saçan salaklarla ilgili ise daha hain planlar geldi aklıma.

2011-07-01

Dondum!

Merhaba! Hala buraya ugrayan varsa, dondum. Iki hafta Turkiye, ardindan Hong Kong seyahatlerinden sonra, onumuzdeki hafta Shanghai’ya gitmeden once bir sureligine evimdeyim.

Turkiye seyahati harika gecti, cok ozlemisim, yedigim ictigim hersey cok guzel geldi. Aile ve dostlarla birlikte olmak harikaydi. Sanirim hayatimda ilk defa plansiz bir zaman dilimi gecirdim. Gunlerimi saati saatine planmadan gittim ve istedigim seylerin cogunu yaptim. Cocuklar icin ise unutulmaz bir tatil oldu. Pek cok guzel sey yasadik bu tatilde ama sanirim en carpici olani Lara’nin halasindan 4 haftada piyano calmayi ogrenip, konsere cikmasi oldu. Onun ve bizim hayatimizda pek cok kapilar acan bir ilk oldu bu. Sevgiyle, sabirla ona piyanoyu ogreten Sezi halamiza, piyanoyu oyun haline getirip Lara’yi calistiran Beste halamiza ne kadar tesekkur etsek azdir.

Bir diger tarihi olay da Arda ve Lara’nin Metin Dede’lerini CRR acikhava sahnesinde canli olarak izleme sansini yakalamasiydi. Ada Muzigin 20. Yili kutlamalari dahilinda verilen konserde Mavi Isiklar da, pek cok degerli sanatciyla birlikte sahne aldi. Tarafsiz olmam mumkun degil ama basinda cikan haber ve yorumlara gore de, seyirciyi en cok costuran grup onlardi. Lara ve Arda’nin dedelerini sahnede izlerken yuzlerinin aldigi ifadelerini gozlemlemek ise benim icin paha bicilmezdi. Saskinlik, mutluluk, gurur ve heyecan dolu gozlerle sarkilara eslik ettiler. Hepimiz icin unutulmaz bir ani oldu bu. Mavi Isiklarin adini daha cok duyacagiz, Metin Dede’mizle daha cok gururlanacagiz, biliyoruz. Ama onlari boyle buyuk bir sahnede, bu kadar kalabalik bir seyirci karsisinda izlemek tatilin en unutulmaz anlarindan biri oldu.
Mavi Isiklari kim animsayamadiniz mi? Yardimci olayim, buyrun.

Arda kucuk bir erkek cocuk olarak futbol takimi tutma muhabbetine dayi ve amca tarafindan maruz birakildi. Diyalog aynen su sekildeydi:

- Hangi takimi tutuyorsun sen?
- Hi ?
- Fenerbahce, Galatasaray, Besiktas ?
- O ne?
- Mmm.. peki hangi renkleri seviyorsun? Sari/kirmizi , siyah/beyaz, sari/lacivert?
- I like blue

Neyse ki mac, futbol kulturunde fazla marine olmadan donduk. Cocuklarla Istanbul’u cok guzel yasadik, Kiz Kulesine gittik, Mehter Takimini izledik, Ortakoy’de gumusculere baktik, Bogaz’a karsi bol bol balik yedik. Bol park bahce gezdik, cok yedik, cok dolastik, cok trafikte kaldik, cok gulduk, cok konustuk. Istanbul’la bol bol hasret giderdim, onunla ilgili izlenimlerini ayrica yazacagim. Cok ozlemisim, hasret gidermek hostu ama evimize, kendi duzenimize donmek harika.